Kategori: Söyleşiler

  • [:tr]Reşit Kibar İçin Adalet Doğa İçin Adalet![:]

    [:tr]

    3 Eylül 2024 günü Artvin Borçka’da Cankurtaran geçidindeki ağaç kesimini engellemek isteyen köylülere ateş açan Muhammet Ustabaş  tarafından katledilen Reşit Kibar’ın üçüncü duruşması Artvin Adliyesinde görüldü.
    Duruşmayı devrimci demokratik örgütler izledi, İstanbul Barosu, Hopa Halkevleri ve derneklerin davaya müdahil olma talebi reddedildi, Kibar ailesinin avukatı Haktan Özkan heyecanlı bir şekilde savunmasını yaptı, Reşit Kibar’ın eşi “mağdur olan biziz, üç evladım yetim kaldı, katiller mağdur gösteriliyor” dediği sırada salon gözyaşlarını tutamadı.
    Kibar’ın katili Muhammet Ustabaş duruşma boyunca katil olmadığını, cinayeti işlemediğini iddia etti.
    Mahkeme duruşmayı 30 Ocak 2026’ya erteledi.

    [:]

  • [:tr]Toplayamazsın Hapsedemezsin öldüremezsin[:]

    [:tr]

    İstanbul Valiliğinin 39 ilçe kaymakamlığına göndererek yayımladığı  “hayvanları toplama” genelgesini yaşam hakkı savunucuları protesto etti.

    İstanbul valiliği 21 Ağustos 2025 günü “sahipsiz hayvanları toplama” adlı genelge yayınladı, yaşam hakkı savunucuları bu genelgeye karşı valilik önünde bir araya gelerek genelgeyi protesto etti.

    “Hayvana İnsana Yeryüzüne özgürlük” pankartının açıldığı eylemde yaşam hakkı savunucuları valiliğin genelgesine karşı “Onurlu bir yaşam hakkını savunun” dedi.[:]

  • [:tr]Toprak Ananın Çocuklarıyız”[:]

    [:tr]Toprak Ananın Çocuklarıyız”[:]

    [:tr]Meltem TV’de Osman Güdünün sunduğu kent ve yaşam programının konuğu olan ekoloji aktivistleri Enerji ve Maden kanıunı konuştular. Aktivistler meclisten geçen kanunun çok kötü sonuçlara yol açacağını köylülerin göçmek zorunda kalacağını ve köylü Ekim yapmayınca pazarlarda satılan tarım ürünlerinin fiyatının çok yükseleceğini ve dar gelirlilerin sebze de yiyemeyeceğine dikkat çektiler. Üzerinde durdukları bir konuda madenler nedeniyle daha da artacak kanser vakaları oldu.

    Meclisten geçen ve enerji maden alanında çevre mevzuatını ortadan kaldırıp tüm ülkenin topraklarına şirketlerin çökmesini kolaylaştıran kanuna karşı mücadele sürüyor. Medya aracılığıyla kamuoyunu bilinçlendirmeye çalışan aktivistler bu kez Meltem TV’de Osman Güdünün konuğu oldular.  Osman Güdü’nün sunuculuğunu ve yapımcılığını yaptığı kent ve yaşam programına katılan aktivistler Torba Yasanın arkaplanı ve direnişi anlattılar. Farklı ama aynı noktada biten konuşmaları ile programda yer alan Yard. Doç. Dr. Çiğdem Şahin, Akademisyen ve Ekoloji Aktivisti İsmail Akyıldız’la Ekoloji Direnişçisi Aslı Kahraman Eren süreci, yasanın iktisadi arkaplanını ve yasanın vereceği zararları anlattılar. Programda aktvistlerin çektiği kısa videolarla (VTR) desteklenen ve konuyu açıcı yorumlarıyla da aktivistlerin sözlerini açan Osman Güdü de programın dördüncü aktivisti gibiydi.

    Programda ilk sözü alan Yard. Doç.Dr. Çiğdem Şahin yasanın kapitalist sermaye birikimi için çıkarıldığını ve AKP’nin önceki yasalarla da bu sermaye birikimine hizmet ettiğini bu ve önceki yasalarla doğanın bir sermaye birikim aracına dönüştüğünü örneklerle anlattı ve. “Karşımızda bir sermaye birikim sistemi var. Yani bütün bu olanlar öyle tek tek birilerinin hayatında değil tüm ülkede sermaye birikiminin gerekleri olarak gerçekleşiyor. Ama tabi bunun aktörleri sermaye grupları yani şirketler. A grubu, b grubu, c grubu ya da Türkiye’yi kendi aralarında paylaşan bir grup şirket. Tabi bunun işbirlikçi dış sermaye ayağı da var. Yaşanan süreçte kimler tehdit altında, kimler lehine işliyor bu süreç, sadece Türkiye’de mi işliyor yoksa dünyada damı işliyor, Türkiye’de farklı işliyorsa neden farklı işliyor bunlara değinmek istiyorum. Evet, tüm dünyada bu sistem geçerli buna neoliberal sermaye birikim sistemi diyoruz. Politika olarak da neoliberal kır ve kent politikaları diyoruz. Politika bu bir sermaye devleti ise sermayenin önündeki engelleri kaldırmak üzerine. Devlet sermayenin önündeki engelleri kaldıracak ve sermayenin yapmak istediklerinde işini kolaylaştıracak politikalar üretmekle yükümlü. Bu süreçler hukuk devletinin olduğu yerlerde de meclisten çıkıyor ama tanınmış haklar, sendikalar, hukuki süreçlerle bunlar denetleniyor, hukuk sistemi işliyorsa meclisinde yetkileri sınırlıdır. Ama bizim tek bir kişinin iki dudağı arasındaysa her şey o zaman denetimsizlik hâkim olmakta ve gerçekten çok tehlikeli hale gelebilmekte. Dedik ki sermaye birikimi kent, kır, mekân yaşam alanları üzerinden birikmekte. Bu alanların arsalaştırılması ile işliyor. Mesela kentsel dönüşüm politikaları buna hizmet ediyor. Kırda da maden yasası olsun, zeytin yasası olsun çıkan yasalar olsun aklımıza gelen tarım alanları, köyler kırın arsalaştırılması, ticarete açılması için çıkan yasalar. Yine ormanların arsalaştırılması yakma yoluyla vb. çeşitli biçimlerde orman vasfından çıkarak işletiliyor.  Bir toplumun yaşayabilmesi için devlet tarafından bu alanların korunması gerekir, devlet bu alanları korumaya alır. Koruma kurulları oluşturur. Bir zamanlar bizde de bu yasalar vardı. Bunlar kaldırıldı çünkü sermaye savunmasız kent, savunmasız kır, savunmasız yaşam alanları istiyor. Artık bu sistemde hiç kimse kendini güvende hissetmesin” dedi

    10 Bin Yıllık Toprak Kültürü

    Şahinden sonra söz alan karıncalar aktivisti İsmail Akyıldız ise toprakla bu coğrafyadaki insanların kurduğu bağa dikkat çekerek 10 bin yıllık bir kültür birikimi olduğunu belirtti. Akyıldız şunları söyledi.

    “Biz şu anda direnen köylülerin çocuklarıyız. Biz şu anda neren köylülerin, o insanların çocuklarıyız. Biz kimiz? Biz Trakya’dan, Anadolu’dan, Mezopotamya’dan gelen ailelerin çocuklarıyız. Köylü çocuklarıyız. Biz On bin yıllık bir kültürün taşıyıcılarıyız. Bu yaşantı tarzı tarım ve toprak üzerine kurulu. Bir anlamda biz o toprağın çocuklarıyız. O bilgeliği o kültürde yaşantımızda hatta kanımızda taşıyoruz. Bu nedenle bu duygular çok değerli. Modern iletişim araçlarıyla bunu yansıtmak benzerlerimizle benzerlerimize ulaşarak çok daha farklı bir kültürel ortamda yaşadığımız gibi o ortamda da onları da kullanmaya çalışıyoruz. Bu heyecanın çok daha farklı yükseldiğini görüyorum. Öncelikle videolardaki kişilerde özellikle Necla Işık’ın konuşmasında görüyoruz. Orada özellikle önemli olan iki cümlelik bir kısım var. Necla Işık bir madencinin kısmı şöyle diyor o konuşmada Toprağını elinden alarak kendinize köle yaptınız bir madencinin kızıyım ben. Toprağın ne olduğunu, madenin ne olduğunu bilen 40 yıllık bir çiftçinin kızıyım ben. ‘Kızım paraya tamah etme derdi babam. Ben madende çalıştım. Çalıştım ama nasıl çalıştım” derdi. Bir zeytin ağacına dokuz maaşını ödeyen bir babanın kızıyım ben. Babam için oradayım ben diyor. Olan bu. Yaşam alanları saldırıya uğrayanların hissettiği bu duyguyu Necla Işık hem bir madencinin hem de on bin yıllık bir kültürün taşıyıcısı olarak yansıtıyor.

    İçinde yaşadığım siyasi organizasyonun içinde olan kişiler dışarıdan o sermayenin hedeflerine bir araç olarak insanların yaşam alanlarına girip onlara hiçbir şey sormadan doğrudan bu 10 bin yıllık kültüre müdahale ediyorlar. Bu nasıl bir şeydir. Ama biz köylü çocukları, dayanışmayı, bir araya gelmeyi öğrendik, sosyal medyayı kullanmayı, örgütlenmeyi öğrendik. Dolayısıyla kolay lokma olmayacağız.”

    Madenler Kanseri Patlattı

    İsmail Akyıldız’dan sonra söz alan Karıncalar Karadeniz İnisiyatifi aktivisti Aslı Kahraman Eren de bu süper talan yasasından esas kentlerin etkileneceğini, köylü ekip biçmezse pazarda sebzeleri çok daha yüksek fiyattan almak zorunda kalacağını bu asgari ücretle, emekli maaşlarıyla o ürünleri alamayacakları su havzalarının yapılaşmaya madenlere açılmasıyla susuz kalacaklarını belirterek enflasyon ile maden yasasındaki bağlantıya dikkat çekti Eren de Şunları söyledi. “Gerçekten yaşadığımız coğrafyalarda, yaşam alanlarımızda, tarım alanlarımızda, nefes alanlarımızda müthiş hiçbir talan maden yasasıyla karşı karşıyayız. Biz buna süper talan maden yasası adını verdik. Zira bu yasayla yaşam alanlarımızda kalamayız, göçlere zorlanacağız. Aslında geniş bir pencereden anlatmak istiyorum. Ege’de yaşayanlar, Karadeniz’de yaşayanlar, Doğu’da yaşayanlar, Güney’de yaşayanlar hepsi birbiriyle ortak. Hatay mesela, yaralı bir şehir. Hala kanatılıyor yaraları. Zeytinlikleri ranta açılarak acılarından rant devşiriliyor. Hatay acının şehri. Hala yüreğimizde acısını yaşadığımız, unutamadığımız yaraları hala sarılmadı sarılmadığı gibi o acılar yeniden yeniden kanatılıyor. İnsanlar zeytinlik alanlarını, yaşam alanlarını, doğup büyüdüğü coğrafyalarını ranta kurban eden bu modele karşı çaba gösteriyor. Bu neoliberalizm dediğimiz de ki aslında başlangıcı 80’lere varan bu kapitalist sermaye, insanların yaşam alanlarını sömürerek besleniyor. Ben ona vampir diyorum.

    Şu an Köylerden kentlere bir direnişin hikâyesi yazılıyor. Bu ülkenin kadınları bir destan yazıyor. Her mücadele bir diğerini besliyor. Direnişleri kadınlar başlatıyor.

    Biz geçen yıl eşimle birlikte Karadeniz’deki direniş ve maden alanlarını ziyaret ettik. Bir madende en fazla insanlar çocuklar madende çalışacak diye seviniyorlardı. En fazla 50 insan alacaklar. Ama o vahşi madencililkle insanları göçe zorlayacaklar. O alanlar topraksızlaştırılma ve mülksüzleştirmeyle karşı karşıya.

    Ülkede inanılmaz artış gösteren kanser vakaları var. Çocuklarda, gençlerde ve hatta anne karnında doğmamuş bebeklerde bile kansere rastlanabiliyor. Bu kanser vakaları neden patlıyor? Neden patlama yaşanıyor? Tek bir maddeye, iki etkene nasıl bağlıyor bakanlık anlamıyorum.. Sağlık Bakanlığı verileri tam olarak paylaşmıyor. Ama madenler nedeniyle kanser vakalarında inanılmaz bir artış var, ülkenin her yerinde madenler var. Bunlara karşı kolektif mücadele etmek gerekiyor.”[:]

  • ODTÜ Ormanlarında Yangın

    Ankara’da Eymir Gölü etrafındaki otlak alanda başlayan orman yangını ODTÜ ormanlarına ve hayvan barınaklarına doğru ilerlemeye çalışıyor, yangının nasıl başladığı bilinemezken Ankara büyükşehir belediyesine bağlı itfaiye ekipleri ve yurttaşlar yangını söndürmek için mücadele ediyor.

    Sıcak hava dalgası ve rüzgarın yönü yangını söndürmeyi zorlaştırdığı yönünde, ODTÜ Haydost ise yangından etkilenen hayvanlar için ihtiyaç listesi yayımladı

  • Denizli’de Orman yangını

    DENİZLİ’DE ORMAN YANGINI

    Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Sandalcık Mahallesi’nde bilinemeyen nedenlerle yangın çıktı, öğle saatlerinde başladığı öğrenilen yangın sıcak hava rüzgarında etkisiyle hızla büyümeye başladı, Denizli ile Muğla sınırı arasında kalan ormanlık alanı söndürmek için çalışmalar sürüyor.

    Denizli büyükşehir belediyesine bağlı itfaiye ekipleri ve yurttaşlar yangını söndürmek için alevleri kontrol altına almaya çalışıyor.

  • Gezi bir ağaçtır, kök saldı

    Büyük Menderes inisiyatifi/Derneği 5 Haziran Ekolojik Yıkımla Mücadele Günü Öncesi basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın açıklamasını okuyan Büyük Menderes inisiyatifi/Derneği başkanı Şenol Akyol “Bugün 5 Haziran Dünya Ekolojik Yıkımla Mücadele Günü. Egemenler için çevre günü, “yeşil” makyajlarla doğa talanını gizleme günüyken; bizler için bu gün, mücadelemizi yeniden büyütme, kardeşliğin ve ortak yaşamın tohumlarını yeniden yeşertme günüdür.12 yıl önce tam da bu topraklarda, İstanbul’un kalbinde, Taksim Gezi Parkı’nda bir avuç ağacın kesilmesine karşı başlayan duruş; yalnızca doğaya değil, baskıya, yağmaya, ranta, sömürüye karşı bir halk direnişine dönüştü. Gezi Parkı’nda yükselen çığlık, “bu kente, bu doğaya, bu hayata biz karar veririz” diyen milyonların haykırışıydı.Gezi direnişi, kapitalizmin kâr hırsıyla betonlaştırdığı şehirlerin arasında yeşeren bir vicdandı. Sermayenin doymak bilmez iştahıyla talan edilen ormanlara, derelere, zeytinliklere, yaşam alanlarına karşı halkın iradesiydi. Gezi’yle birlikte bizler, yalnızca bir parkı değil, doğayla kurduğumuz insani bağları, dayanışmayı, özgürlüğü, eşitliği, bir arada yaşama umudunu savunduk.Bugün hâlâ Kazdağları’nda, Akbelen’de, İkizdere’de, Avdan’da, Alcı’da ülkemizde ve şehrimizde doğa düşmanı projeler sürerken; sermayenin çıkarı için halkın iradesi çiğnenmeye devam ederken; bizler Gezi’nin yaktığı mücadele meşalesini taşımaya devam ediyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, ekolojik yıkımın kaynağı kapitalizmdir. Ve bu düzeni değiştirmeden doğayı, yaşamı korumak mümkün değildir. 5 Haziran’da, Dünya Ekolojik Yıkımla Mücadele Günü’nde bir kez daha söz veriyoruz:Doğanın ve halkın düşmanlarına karşı, dayanışmayı, mücadeleyi ve umudu büyütmeye devam edeceğiz.Çünkü Gezi bir ağaçtır, kök saldı. Ve biz milyonlar, o ağacın dallarında yeniden buluşacağız! Kazanacağız!” İfadelerini kullandı.

  • Yaşam Hakkı Savunucuları Katliam Yasasına Karşı Açlık Grevinde

    AKP iktidarının çıkardığı ve Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanan 7527 sayılı “Sokak Hayvanlarını Toplama ve Öldürme Yasası”na karşı İzmir, İstanbul ve Eskişehir’de yaşam hakkı savunucuları 3 günlük  açlık grevine başladı, yaşam hakkı savunucuları yasayı bir “katliam” olarak tanımlarken, muhalefete de sessiz kalmamaları yönünde çağrıda bulundu.

    AKP’nin Meclis’e sunduğu ve yalnızca kendi milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen 7527 sayılı sokak hayvanlarını barınaklara kapatma ve öldürme yasası, 2 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi. Kamuoyunda büyük tepki toplayan yasa, 7 Mayıs 2025’te Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylandı. Yaşam hakkı savunucuları ise yasayı “katliam yasası” olarak nitelendirerek, buna karşı açlık grevine başladı.

    İzmir, İstanbul ve Eskişehir’de açlık grevine başlayan yaşam hakkı savunucuları, eylemlerini yalnızca bir protesto biçimi olarak değil, ölüm kamplarında açlıkla, susuzlukla ve hastalıkla mücadele eden hayvanlarla kurulan bir dayanışma köprüsü olarak tanımlıyor, yaşam hakkı savunucuları,“Açlığımız onların açlığıdır. Direnişimiz onların sesi, onların nefesidir” sözleriyle seslerini duyurdu.

    Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, Türkiye’nin dört bir yanında sokak hayvanlarına yönelik toplama ve katletme olaylarında ciddi artış yaşandığı belirtiliyor. Niğde, Erzincan, Osmaniye, Altındağ, Mamak, Ümraniye ve Gebze gibi birçok kentte barınaklarda yaşanan vahşet örnekleri kamuoyuna yansıdı. Yaşam hakkı savunucuları, bu uygulamaların yasanın bir sonucu olduğunu vurguluyor.

    Öte yandan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “yasaya uymayacağız” açıklamalarına rağmen CHP’li belediyelerin de yasa doğrultusunda hayvanları toplamaya ve barınaklara hapsetmeye başladığına dikkat çekildi. Belediyelerin barınaklardaki hayvanlara yönelik ihlallerin sorumlusu olduğu ifade edilirken, veteriner hekimlerin de baskı altına alınarak meslek etiğine aykırı uygulamalara zorlandığı öne sürüldü.

    Yaşam savunucularının talepleri ise şöyle sıralandı:

    1. Yasanın iptali ve hayvanların yaşam hakkını güvence altına alan, anayasal temelli yeni bir yasal düzenleme yapılması.
    2. Barınakların hayvan hastanelerine dönüştürülmesi, her il ve ilçede kısırlaştırma ve ilk yardım üniteleri kurulması.
    3. Toplamaların durdurulması, barınaklarda şeffaf yönetim sistemine geçilmesi ve gönüllü katılım protokollerinin oluşturulması.
    4. Hayvan üretimi ve satışının tamamen yasaklanması, yasağa uymayanlara caydırıcı cezalar verilmesi.
    5. Hayvana şiddetin suç kapsamına alınarak ağır yaptırımlarla cezalandırılması, kurumsal şiddet uygulayan belediyelerin de bu kapsama dahil edilmesi.
    6. Hayvanları hedef gösteren medya organlarına yaptırım uygulanması, hayvan düşmanı örgütlenmelerin kapatılması ve sorumluların yargılanması.

    Yaşam Hakkı Savunucuları, tüm toplum kesimlerine çağrıda bulunarak, bu adaletsizliğe karşı ses çıkarmaya ve “katliam yasasına” karşı direnmeye davet etti. “Sokaklarımızı, acımızı, sevgimizi paylaştığımız dostlarımızın ölüme gönderilmesine seyirci kalmayacağız” diyen yaşam hakkı savunucuları, mücadelelerini büyütme kararlılığında.

  • Halk Külli ile Jeotermal’e Direndi

    Aydın Kuyucak ilçesine bağlı Kurtuluş Mahallesinde Kocaer Enerji tarafından yapılmak istenen Jeotermal Santral için yapılan ÇED toplantısı, halk tarafından tepkiyle karşılandı.

    Büyük Menderes İnsiyatifi, Ege Çevre Platformu, Aydın Çevre Platformu/Derneği ve İklim Adaleti Koalisyonu’nun destek verdiği eylemde, ÇED toplantısı tepkiyle karşılandı, halk küllü çalmaya başlayarak toplantının yapılmasını engel olurken, JES’ciler jandarmayla birlikte alandan uzaklaştı, ardından Jeotermal’e karşı imza toplandı.

    Kocaer tarafından yapılmak istenen jeotermal santral Kurtuluş, Horsunlu, Gencelli, Ortakçı Mahallesinden geçmekte, Jeotermal yapımı sırasında 2 bin 300 ton Jeotermal akışkanı kullanılması, sondaj çalışmalarının ise zeytin ve incir ağaçlarını yok ederek yapılması planlanıyor.

  • İstanbul’da ‘Boykot’ Gözaltıları

    İstanbul’da ‘Boykot’ Gözaltıları

    İstanbul’da, sosyal medya üzerinden “2 Nisan tüketim boykotu” çağrısı yaptıkları gerekçesiyle haklarında gözaltı kararı verilen 16 kişiden 11’i gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu’nun da bulunduğu öğrenildi. Üzümoğlu’nun sanal medya hesabında boykot çağrılarına destek verdiği için gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltına alınan 11 kişi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla devam eden protestoları hedef alan firmaların boykot edilmesi çağrısı üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmalar devam ediyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in boykot listesini açıklaması ve öğrencilerin boykot çağrılarının ardından başlatılan soruşturma kapsamında İstanbul’da 16 kişi hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Haklarında yakalama kararı çıkartılanlardan 11’i evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanlar arasında oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu’nun da bulunduğu öğrenildi. Üzümoğlu’nun sanal medya hesabında boykot çağrılarına destek verdiği için gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltına alınan 11 kişi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

  • Kazdağları Kardeşliği Hesabına Engelleme

    Kazdağları Kardeşliği Hesabına Engelleme

    Erdoğan Despotizmi tüm hızıyla sürüyor dünden beri birçok muhalif sosyal medya hesabına Türkiye’den erişim engeli getirildi. Bu hesaplar arasında ekoloji örgütleri de var. Kazdağları Doğal ve Kültürel Varlıklarını Koruma Derneği’nin X hesabına da Türkiye’den erişim engeli getirildi. Hesap üzerinden açıklama yapan dernek “Antidemokratik ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan uygulamalarla ekoloji mücadelesi de engellenmek isteniyor. Kabul etmiyoruz” denildi.

    “Kazdağları Kardeşliği” x hesabına engel konuldu. Sayfadan yapılan açıklamada “Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, X sosyal medya hesabına Türkiye’den erişim engeli konuldu! Antidemokratik ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan uygulamalarla ekoloji mücadelesi de engellenmek isteniyor. Kabul etmiyoruz!” denildi.