Kesik Baş Bize Ne Anlatıyor?/Deniz Göktaş’tan Hakan Tosun’a Hakikati ve Yaşamı Savunmanın Bedeli

0

Kesik Baş Bize Ne Anlatıyor?

Deniz Göktaş’tan Hakan Tosun’a Hakikati ve Yaşamı Savunmanın Bedeli

Bir Sahne Dekorundan Daha Fazlası

Komedyen Deniz Göktaş Ölü Deniz adlı gösterisinde sahnenin ortasına yerleştirilmiş büyük “kesik baş” figürü dikkat çekiyordu.  Bu figür belki kara mizahın bir parçasıdır. Belki ölüm temasını güçlendiren görsel bir tercihtir. Belki de bambaşka bir düşüncenin ürünüdür. Buna karşılık kesik baş, insanlık tarihinin en eski ve en güçlü sembollerinden biridir. Böyle bir imge kullanıldığı anda dekor olmanın ötesine geçer. Binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikimi de sahneye taşır.

Kesik Başın Uzun Tarihi

Kesik başın tarihi, siyasal iktidarın tarihiyle birlikte okunabilir. Antik Mezopotamya’dan Roma’ya, Orta Çağ Avrupa’sından Osmanlı’ya kadar birçok uygarlıkta kesik baş meydanlarda sergilendi. Kale kapılarında teşhir edildi. Sarayların önüne asıldı. Bu görüntü, öldürülen kişiden çok geride kalanlara yönelikti. Verilen mesaj açıktı: İktidara karşı çıkanın sonu budur! Kesik baş bu nedenle ölümü olduğu kadar korkuyu, itaati ve siyasal hâkimiyeti de temsil etti.

“Hakikatin” Kesik Başları

Tarih, sembollerin anlamını değiştirmeyi de bilir. Hallâc-ı Mansur’un kesilen başı, onu susturmak isteyenlerin değil, hakikati savunanların hafızasında yaşamaya devam etti. Nesîmî’nin uğradığı vahşet de zulmün değil, inancından ve düşüncesinden vazgeçmeyen insanın sembolüne dönüştü. İktidar korku üretmek istedi. Toplum cesareti hatırladı. Böylece kesik baş, baskının yanında hakikatin de simgesi hâline geldi.

“Kelle Koltukta” Yaşamak

Türkçede çok eski bir deyim vardır: “Kelle koltukta yaşamak.” Bu söz, başını kaybetme ihtimalini göze alarak yürümeyi anlatır. Hakikati söyleyenler, haksızlığa itiraz edenler, özgürlüğü savunanlar ve adalet arayanlar yüzyıllar boyunca bu duyguyla yaşadı. Türkiye’nin yakın tarihinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları da bu uzun tarihin bir parçasıdır. Bu üç isim farklı siyasal görüşler tarafından farklı biçimlerde değerlendirilmektedir. Buna karşılık darağacı, toplumun ortak hafızasında silinmeyen bir iz bırakmıştır. Bir ülke, idam sehpalarını kolay kolay unutmaz.

Gezegeni Savunmak da Kelle Koltukta Bir Mücadeledir

Bugün hakikati savunmanın yanında yaşamı savunmak da ağır bedeller gerektiriyor. Amazon ormanlarını koruyan yerli halkların önderleri öldürülüyor. Afrika’da maden şirketlerine direnen köylüler hedef alınıyor. Asya’da nehirlerini savunan topluluklar baskı görüyor. Latin Amerika, yaşam savunucularına yönelik cinayetlerin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olmayı sürdürüyor. Gazeteciler, bilim insanları, hukukçular ve iklim aktivistleri de benzer tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Gezegeni savunmak, günümüz dünyasında birçok insan için gerçekten kelle koltukta sürdürülen bir mücadele anlamına geliyor.

Türkiye’nin Yaşam Savunucuları

Türkiye de bu tablonun dışında değildir. Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu, doğayı savundukları yılların ardından evlerinde öldürüldü. Reşit Kibar, yaşam alanını savunurken silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Hakan Tosun, ekoloji mücadelelerini belgeleyen, yaşam savunucularının sesini duyuran isimlerden biriydi. Bu insanların ortak yönü, bir ağacı, bir dereyi ya da bir köyü savunmaları değildi. Yaşamın bütününü savunuyorlardı. Bunun için de gerçek anlamıyla kelle koltukta mücadele ediyorlardı.

Bugün Üzerinde Düşünmeye Değer Olan

Deniz Göktaş’ın sahnesindeki kesik baş bir sanat eserinin parçasıdır. Buna karşılık dünyanın birçok yerinde yaşam savunucuları gerçek anlamda kelle koltukta mücadele etmektedir. Bu gerçek, kesik baş imgesine yeni bir anlam kazandırıyor. Artık bu sembol, geçmişteki infazları hatırlattığı kadar, gezegeni savunmanın bugün de ağır bedeller gerektirdiğini düşündürüyor. Belki de bu yüzden bugün sorulması gereken soru şudur: Hakikati ve yaşamı savunan insanlar neden hâlâ kelle koltukta yaşamak zorunda kalıyor?

Paylaş.

Yazar Hakkında

Bir Yorum Bırakın