Köy HakkıPolitik Ekoloji

COP31: İKLİMİN Mİ, ŞİRKETLERİN Mİ ZİRVESİ?

Ekolojik yıkım, şirket sponsorlukları ve yeşil aklamanın ikiyüzlülüğü!

Sunuş

Akbelen’de kömür, Cerattepe’de maden, İkizdere’de taş ocakları, Marmaris’te kıyı yapılaşması… Ormanların, vadilerin, zeytinliklerin ve yaşam alanlarının geleceğini tehdit eden projelerle bağlantılı şirketler, şimdi iklim krizine çözüm aramak üzere toplanacak COP31’in sponsorları ve destekçileri arasında!

Cengiz Holding, Limak, IC Holding, Sinpaş

Yıllardır ekolojik yıkım tartışmalarının merkezinde bulunan bu şirketler, Antalya’da iklim dostu kimlikleriyle uluslararası görünürlük kazanacak. Peki, şirketlerin çevresel sicilleri, haklarında verilen mahkeme kararları ve yaşam alanlarını savunan insanların itirazları ne olacak? Fosil yakıt yatırımlarını ve madencilik projelerini finanse eden bankalar hangi sorumlulukları üstlenecek?

Ekolojik yıkımla ilişkilendirilen faaliyetleri sürdürürken iklim dostu görünmek, yeşil aklama tartışmasının tam merkezinde yer alıyor.

COP31 yaklaşırken şirketlerin çevresel sicillerini, sponsorluk ilişkilerini, finansman politikalarını ve iklim adaletinin temel sorularını birlikte ele almak gerekiyor.

Kararı kim veriyor, bedelini kim ödüyor?

COP31: İKLİMİN Mİ, ŞİRKETLERİN Mİ ZİRVESİ?

Ekolojik yıkım, şirket sponsorlukları ve yeşil aklamanın ikiyüzlülüğü

Antalya’da 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’in sponsor ve destekçileri arasında, Türkiye’de ekolojik yıkıma yol açtıkları gerekçesiyle yıllardır eleştirilen şirketler bulunuyor.

Cengiz Holding COP31’in uygulama ortağı; Limak Holding, IC Holding ve Sinpaş ise iklim destekçileri arasında yer alıyor. BBVA Grubu ve Garanti BBVA küresel bankacılık ortağı olarak zirveyi desteklerken Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank da ana ortaklar arasında bulunuyor.¹

Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinin en önemli toplantılarından biri olan COP31’de fosil yakıtlardan çıkış, emisyonların azaltılması, iklim finansmanı ve iklim krizinin yol açtığı kayıp ve zararlar tartışılacak. Ancak zirvenin finansmanında ve organizasyonunda yer alan şirketlerin kendi faaliyetleri, iklim mücadelesinin güvenilirliği açısından ciddi sorular doğuruyor.

İklim zirvesinin şirketlere sağladığı uluslararası görünürlük, onların çevresel sicillerinin sorgulanmasını daha da önemli kılıyor. Çünkü sponsorluk, şirketlerin kamuoyu önünde çevresel sorumluluk üstlendikleri izlenimini güçlendirebiliyor.

Peki, COP31 kimin zirvesi olacak? İklim krizinden etkilenen halkların, yaşam alanlarını savunanların ve gelecek kuşakların mı; yoksa zirveyi finanse eden şirketlerin mi?

Cengiz Holding: Cerattepe’den İkizdere’ye

Cengiz Holding’in madencilik ve altyapı projeleri, Türkiye’nin farklı bölgelerinde çevre mücadelelerinin konusu oldu.

Artvin Cerattepe’de Eti Bakır’ın madencilik projesine ilişkin ÇED olumlu kararı, 11 Temmuz 2024’te mahkeme tarafından iptal edildi. Sonrasında hazırlanan yeni ÇED raporu da yargıya taşındı.²

Rize İkizdere’de Eskencidere Vadisi’ndeki taş ocağı için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı Ocak 2026’da iptal edildi. Vadide yürütülen çalışmaların ekolojik sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürüyor.³

Çanakkale Halilağa Bakır Madeni’nin işletme izni de mahkeme kararıyla iptal edildi. Projeye ilişkin yeni izin süreçleri ve çevresel itirazlar gündemde.⁴

Bodrum Cennet Koyu’ndaki yapılaşma projeleri de kıyıların korunması açısından eleştirilere konu oldu.

Bu örneklerin her biri farklı hukuki ve ekolojik süreçler içeriyor. Ortak noktaları, yaşam alanlarını etkileyen büyük ölçekli yatırımların yerel halkın itirazlarıyla ve yargısal denetimle karşılaşması.

Şimdi bu projelerle gündeme gelen Cengiz Holding, COP31’in uygulama ortağı olarak uluslararası iklim müzakerelerinin organizasyonunda yer alıyor.

Cengiz Holding hangi çevresel ölçütlerle COP31’in uygulama ortağı seçildi? Mahkeme kararlarının ardından hangi önlemler alındı? Şirketin zirveye sağladığı desteğin mali büyüklüğü ve koşulları nelerdir?

Bu soruların muhatabı şirket kadar COP31’in sponsorluk ve ortaklık süreçlerini yöneten kurumlardır!

Limak ve IC Holding: Akbelen’de kömür, COP31’de iklim

COP31’in iklim destekçileri arasında yer alan Limak ve IC Holding, ortak girişimleri YK Enerji aracılığıyla Muğla’daki Yeniköy ve Kemerköy kömürlü termik santralleriyle bağlantılı.

Bu santrallere kömür sağlamak amacıyla yürütülen madencilik faaliyetleri, Akbelen Ormanı ve İkizköy çevresindeki yaşam alanlarını yıllardır tehdit ediyor.

2023 yılında Akbelen Ormanı’nda gerçekleştirilen ağaç kesimleri büyük protestolara yol açtı. Köylüler ormanlarını, zeytinliklerini, tarım alanlarını ve geçim kaynaklarını korumak için mücadelelerini sürdürüyor.

2026 yılında Danıştay, bölgedeki bazı taşınmazlara ilişkin acele kamulaştırma işlemi hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verdi. YK Enerji ise kararın kendi faaliyetlerini kapsamadığını savundu.⁵

Akbelen, COP31 sponsorluğunun yarattığı çelişkinin en açık örneklerinden biridir.

Kömür, iklim krizinin başlıca nedenlerinden biri. Fosil yakıtlardan çıkışın tartışılacağı COP31’e destek veren iki holding, aynı zamanda kömürlü elektrik üretiminin ve bu üretimi besleyen madencilik faaliyetlerinin ortakları.

Akbelen’de köylüler yaşam alanlarını savunurken şirketler kömür üretiminin devamını savunuyor.

Kömür madenciliğinin etkileri kesilen ağaçlarla sınırlı kalmıyor. Toprak, su kaynakları, tarımsal üretim, zeytinlikler ve kırsal yaşamın geleceği de bu faaliyetlerden etkileniyor. Bir orman, toprağı, suyu, canlıları ve o yerde yaşayan insanların hayatıyla birlikte bir yaşam alanıdır.

Bu nedenle Akbelen’de yaşananlar, iklim krizinin toplumsal ve ekolojik boyutlarını birlikte gösteriyor.

14 Ekim 2026’da Akbelen direnişinin öncülerinden Nejla Işık, Muğla’daki aşırı yağışlar sırasında mücadele ettikleri şirketlerin atık sularını derelere boşalttığını açıkladı. Sudan numune alınması için uğraştıklarını belirten Işık, Limak Holding’in COP31 destekçiliğine tepki göstererek, “Hem bunları yapıp hem de COP31’e destekçi mi olacaklar? Bu ikiyüzlülüktür” dedi. Işık’ın açıklaması, şirketlerin iklim zirvesindeki görünürlüğü ile yaşam alanlarında karşı karşıya kaldıkları çevresel suçlamalar arasındaki çelişkiyi bir kez daha gündeme taşıdı.

Limak ve IC Holding’in kömürden çıkış takvimi nedir? Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini ne zaman kapatmayı planlıyorlar? Akbelen’deki ekolojik kayıpların sorumluluğunu nasıl üstleniyorlar? 

Bu sorular yanıtlanmadan şirketlerin COP31’deki iklim destekçiliğinin inandırıcı olmaktan uzaktır.

Sinpaş: Marmaris Kızılbük’te yargı kararları

COP31’in iklim destekçileri arasında bulunan Sinpaş’ın Marmaris Kızılbük’teki turizm ve devremülk projesi, kıyı yapılaşması ve çevresel etkileri nedeniyle uzun süredir tartışılıyor.

Projeye ilişkin verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı yargı tarafından iptal edildi. Aralık 2024’te de Muğla 3. İdare Mahkemesi, projenin imar durum belgesi ile 17 yapı ruhsatını iptal etti. Marmaris Belediyesi bunun ardından mühürleme ve idari yaptırım işlemleri gerçekleştirdi.⁶

Bununla birlikte Sinpaş ve Kızılbük GYO, belediyenin bazı yıkım ve para cezası işlemlerine karşı açtıkları davalarda yürütmenin durdurulması ve iptal kararları aldı. Şirket, söz konusu kararları hukuki haklılığının göstergesi olarak değerlendiriyor.⁷

Farklı işlemlere ilişkin bu yargı süreçleri, projenin çevresel ve hukuki durumunun bütün yönleriyle değerlendirilmesini gerektiriyor.

Sinpaş, Kızılbük’teki çevresel itirazlara nasıl yanıt veriyor? Kıyı ekosistemi üzerindeki etkilerin giderilmesi için hangi önlemleri alıyor? COP31’deki iklim destekçiliğiyle bu faaliyetleri nasıl bağdaştırıyor?

Bankalar: İklim finansmanının hesabı

COP31’in küresel bankacılık ortağı BBVA Grubu ve Garanti BBVA. Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank da zirvenin ana ortakları arasında yer alıyor.¹

Bu kuruluşların iklim politikaları, enerji, madencilik, sanayi ve altyapı yatırımlarına sağladıkları finansmanla birlikte değerlendirilmeli. Çünkü ekolojik etkileri yüksek yatırımların gerçekleştirilmesinde kredi ve sermaye ilişkileri belirleyici rol oynuyor.

Garanti BBVA’nın kendi açıklamaları bu açıdan dikkat çekici bir örnek.

Banka, yeni kömür santrallerini ve kömür madenlerini finanse etmeyeceğini, mevcut kömür portföyündeki risklerini ise en geç 2040 yılına kadar sıfırlayacağını taahhüt ediyor. Ağustos 2025 tarihli çevresel ve sosyal kredi standardında yeni kömür projelerine yönelik kısıtlamalar ile belirli sürdürülebilir finansman istisnaları da tanımlanıyor.⁸

Bu açıklamalar, bankanın kömür finansmanından çıkış yönünde bir politika benimsediğini gösteriyor. Aynı zamanda mevcut kömür bağlantılı finansal risklerin hangi hızla ve hangi koşullarla sona erdirileceği sorusunu gündeme getiriyor.

Garanti BBVA’nın mevcut kömür portföyündeki risklerinin büyüklüğü nedir? Bu riskler hangi yıllarda, hangi ara hedeflerle sıfırlanacak? Kömür faaliyetleri bulunan şirketlere sağlanan diğer finansman türleri nasıl değerlendiriliyor?

Benzer sorular COP31’e destek veren diğer bankalara da yöneltilmeli.

Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank’ın fosil yakıtlar, madencilik ve çevresel etkileri yüksek projelere ilişkin finansman politikaları ve kredi portföyleri kamuoyunun denetimine açık olmalı.

İklim finansmanının gerçek etkisi, bankaların yeşil yatırımlara ayırdıkları kaynaklarla birlikte çevresel etkileri yüksek faaliyetlerden ne ölçüde çekildikleri üzerinden değerlendirilmeli.

Şirketlerin ve bankaların çevre kuruluşlarıyla kurduğu finansman ilişkileri de bu tablonun bir parçası. TEMA Vakfı’nın kamuya açık bağışçı ve işbirliği listelerinde çeşitli büyük şirketler ve bankalar bulunuyor. Karadeniz İsyandadır Platformu’nun 2011 yılında TEMA’nın şirketlerle ilişkilerine yönelik gündeme getirdiği eleştiriler bugün de önemini koruyor. Çevre kuruluşlarının finansmanı ve kurumsal bağımsızlığı ayrıca kapsamlı biçimde ele alınmayı gerektiriyor.⁹

COP31: İklim mücadelesi mi, şirketlerin itibar yönetimi mi?

COP31’in resmî sponsorluk çağrısı, şirketlere markalarını iklim eylemiyle ilişkilendirme ve uluslararası görünürlük kazanma olanağı sunuyor.

Bu durum, zirvenin finansmanı kadar sponsor seçimindeki çevresel ölçütleri de tartışmaya açıyor.

Çevresel etkileri nedeniyle mahkeme kararlarına konu olmuş şirketlerin zirvede uygulama ortağı veya iklim destekçisi olarak yer alması, sponsorluk mekanizmasının nasıl işlediğine ilişkin ciddi sorular doğuruyor.

İklim zirveleri, küresel ölçekte bağlayıcı kararların müzakere edildiği önemli süreçlerdir. Bu süreçlerin şirketlerin tanıtım ve itibar yönetimi faaliyetleriyle iç içe geçmesi, iklim politikalarının güvenilirliği konusunda kaygı yaratıyor.

Burada belirleyici mesele, şirketlerin hangi koşullarda ve hangi sorumluluklarla iklim zirvesine katıldıklarıdır.

Şirketlerin çevresel sicilleri inceleniyor mu? Mahkeme kararları, fosil yakıt yatırımları ve yerel halkın itirazları değerlendirme sürecinde dikkate alınıyor mu? Sponsorluk anlaşmalarının mali koşulları kamuoyuna açıklanacak mı?

COP31’in iklim krizine karşı mücadelede inandırıcı bir rol üstlenebilmesi için bu soruların kamuoyu önünde yanıtlanması gerekiyor.

Yer–karar ilişkileri: Kararı kim veriyor, bedelini kim ödüyor?

Cerattepe’de, İkizdere’de, Akbelen’de ve Marmaris’te yaşam alanlarını etkileyen kararlar büyük ölçüde şirketler ve merkezi idare tarafından alınıyor. Bu kararların sonuçlarını ise o yerlerde yaşayan insanlar, diğer canlılar ve ekosistemler taşıyor.

Yer–karar mesafesi, karar yetkisinin yaşam alanlarından ve kararların sonuçlarını yaşayan topluluklardan ne kadar uzaklaştığını gösteriyor.

Akbelen’de köylüler ormanlarını ve zeytinliklerini korumak için mücadele ederken, bu alanların geleceğini belirleyen kararlar onların yaşam alanlarından uzakta alınıyor. Cerattepe ve İkizdere’de de benzer bir ilişki karşımıza çıkıyor. Köy Hakkı, köylerin toprakları, suları, ormanları, meraları ve bütün canlılarıyla birlikte birer yaşam alanı olarak varlığını sürdürme hakkıdır. Bu hak, köylülerin kendi yaşam alanlarının geleceğini belirleyen kararlarda doğrudan söz ve karar sahibi olmasını gerektirir.

COP31’de şirketler sponsorluk yoluyla uluslararası görünürlük kazanırken, yaşam alanlarını savunan insanların kendi geleceklerine ilişkin kararlarda ne ölçüde söz sahibi olabildiği yeterince tartışılmıyor.

Bu durum, iklim adaletinin temel sorularından birini gündeme getiriyor: İklim politikalarını kimler belirliyor ve bu politikaların sonuçlarından etkilenen insanlar karar süreçlerine nasıl katılıyor?

İklim krizinin sonuçlarını en ağır biçimde yaşayan toplulukların karar mekanizmalarındaki konumu, ekolojik demokrasinin temel ölçütlerinden biridir.

İklim adaleti, kararların sonuçlarını yaşayan insanların gerçek söz ve karar hakkına sahip olmasını gerektiriyor.

Sonuç: COP31 kimin zirvesi olacak?

COP31’in sponsorları arasında, projeleri mahkeme kararlarına konu olmuş, ekolojik etkileri nedeniyle protesto edilmiş ve yaşam alanlarını savunanlarla karşı karşıya gelmiş şirketler bulunuyor.

Cengiz Holding’in madencilik projeleri, Limak ve IC Holding’in Akbelen’deki kömür faaliyetleri, Sinpaş’ın Marmaris’teki yapılaşması ve bütün bu ekonomik faaliyetlerin finansman ilişkileri birlikte değerlendirilmeli.

Şirketlerin çevresel sorumlulukları sponsorluk unvanlarıyla ortadan kalkmaz. İklim krizine karşı mücadele, fosil yakıtlardan çıkışı, yaşam alanlarının korunmasını, finansman ilişkilerinin şeffaflığını ve ekolojik demokrasiyi gerektiriyor.

Ekolojik yıkımın sorumluluğunu taşıyan şirketler, iklim zirvesinde kazandıkları görünürlükle bu sorumluluktan kurtulamaz.

COP31’in gerçek sınavı, kaç şirketin zirveye destek verdiğiyle ölçülmeyecek. Asıl ölçüt, şirketlerin sahadaki faaliyetleriyle iklim taahhütleri arasındaki tutarlılık, finansman ilişkilerinin açıklığı ve yaşam alanlarını savunan insanların karar süreçlerindeki yeri olacak.

İklim krizinin geleceğini belirleyen kararların, bu kararların sonuçlarını yaşayan insanlardan uzaklaşması, ekolojik adaletsizliği derinleştiriyor.

İklim adaleti, kararın yere yaklaşmasını gerektiriyor.

COP31’in önündeki temel soru da burada düğümleniyor:

İklimin geleceği mi korunacak, yoksa ekolojik yıkıma yol açan şirketlerin itibarı mı?

COP31, iklimin mi, şirketlerin mi zirvesi olacak!?

İsmail Akyıldız, 15 Ekim 2026

 

Kaynaklar Belgeler

  1. Cumhuriyet (2024): Cerattepe madencilik projesinin ÇED olumlu kararının iptali.

  2. Cumhuriyet (2026): İkizdere Eskencidere Vadisi taş ocağına ilişkin ÇED kararının iptali.

  3. Diken: Halilağa Bakır Madeni işletme izninin mahkeme kararıyla iptali.

  4. Medyascope (2026): Akbelen’de Danıştay kararı, acele kamulaştırma ve YK Enerji’nin açıklamaları.

  5. MUÇEP ve Marmaris Haber: Sinpaş Kızılbük projesinin ÇED, yapı ruhsatları ve belediye işlemlerine ilişkin yargı süreçleri.

  6. Sinpaş GYO (2026): Faaliyet raporunda açıklanan hukuki süreçler.

  7. Garanti BBVA (2025–2026): Kömür finansmanından çıkış taahhüdü ve Çevresel ve Sosyal Kredi Standardı.

  8. TEMA Vakfı: Kurumsal proje bağışçıları ve destekçi bilgileri.

  9. Karadeniz İsyandadır Platformu (2011): Şirketlerle çevre kuruluşları arasındaki ilişkilere yönelik açıklama.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir