Bugün adabı muaşeret dediğimiz şey, geçmişin görgü kitaplarından ibaret değil. Asıl soru şu; birbirimizin hayatına ne kadar özen gösteriyoruz? Birinin sözünü keserken, bir kadını sustururken, bir çocuğu azarlarken, bir emekçiyi aşağılayan bir dil kurarken neyi yeniden üretiyoruz? Kabalık sadece kişisel bir tercih değil; eşitsizliklerin dili.
Nursel Demir
Son yıllarda unuttuğumuz ve hayatımızı terörize eden hoyratlığın içinde çaresiz kaldığımız bir devir yaşıyoruz. Tam bu nedenle biraz bazı kavramları hatırlamakta fayda görüyorum.
Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisi İhtimam Ortak Besleyicisi Ayrin Erciyas ile İhtimam üzerine yaptığımız Podcast ile algılarım iyice açıldı ve bu konuyu yazmaya karar verdim.
İhtimam, bir şeye ya da birine karşı gösterilen özen, dikkat, hassasiyet ve sorumluluk bilincidir. Nezaket bireyin başkasına yönelik içten saygısını ve duyarlılığını ifade eden bir tutumken, zarafet bu tutumun estetik bir üslup ve incelmiş bir duruşla görünür hale gelmesidir. Adab-ı muaşeret ise bireysel niyetten çok, toplumun tarihsel ve kültürel olarak ürettiği görgü kurallarını ve davranış kodlarını ifade eder.
Nezaketi, zarafeti ve adabı muaşereti kaybettiğimizi söylüyoruz ama asıl kaybettiğimiz şey ihtimam duygusu. İhtimam, yalnızca kibar olmak değil; başkasının varlığını ciddiye almak, onun sınırlarını gözetmek, hayatında karşılaştığı ve karşılaşacağı zorlukları hesaba katmak demek. Bugünün Türkiye’sinde ise ihtimam neredeyse gereksiz bir yük gibi görülüyor.
Kamusal alanda dil sert. Siyasette dil sert. Medyada dil sert. Evlerin içinde dil sert. Güç sertlikle, samimiyet kabalıkla, doğallık hoyratlıkla karıştırılıyor. Birbirine bağıran, sözünü kesen, küçümseyen, aşağılayan bir toplumsal üslup normalleşiyor. Bu normalleşme tesadüf değil; patriyarkanın, rekabetçi kapitalizmin ve otoriter kültürün ortak ürünü.
Feminist perspektiften bakıldığında kabalaşma, sadece bir üslup meselesi değil, bir iktidar biçimi. Erkek egemen kültür, yüksek sesle konuşmayı, söz kesmeyi, alan kaplamayı, buyurganlığı meşru kılıyor. Kadınlara ise susmayı, idare etmeyi, tolere etmeyi, yumuşak olmayı öğütlüyor. Böylece nezaket, kadınların yükümlülüğü; kabalık ise erkekliğin doğal hali haline geliyor.
Oysa ihtimam, cinsiyetlendirilmiş bir erdem değil, politik bir tutum. İhtimam, gücü sınırlama iradesidir. Başkasının bedenine, sözüne, zamanına, emeğine saygı duymaktır. Bir kadının sokakta rahatça yürüyebilmesi, bir çocuğun korkmadan konuşabilmesi, bir yaşlının, bir engellinin, bir göçmenin kamusal alanda görünür olabilmesi ihtimam kültürüyle mümkün olur. Nezaket burada bir görgü kuralı değil, bir adalet meselesidir.
Son yıllarda Türkiye’de ihtimam (*) üzerine yürütülen çalışmalar bu yüzden kıymetli. Kadın hareketinin bakım emeği üzerine yürüttüğü tartışmalar, görünmeyen emeği görünür kılma çabaları, şiddetsiz dil üzerine yapılan çalışmalar, dayanışma pratikleri, yerel feminist ağların kurduğu kolektifler, hepsi ihtimamı yeniden düşünmenin yollarını açıyor. İhtimam, yalnızca bireysel bir ahlak değil, kolektif bir siyaset olarak yeniden kuruluyor.
Ama tam da burada bir çelişki var. İhtimam çoğu zaman yine kadınların omuzlarına yükleniyor. Toplumsal yaraları sarmak, ilişkileri onarmak, dili yumuşatmak, ortamı sakinleştirmek, duygusal emeği üstlenmek kadınlardan bekleniyor. Patriyarka kabalaşmayı üretirken, onun sonuçlarını temizleme görevini kadınlara bırakıyor. Bu nedenle ihtimamı romantize etmek değil, politikleştirmek gerekiyor.
Bugün adabı muaşeret dediğimiz şey, geçmişin görgü kitaplarından ibaret değil. Asıl soru şu; birbirimizin hayatına ne kadar özen gösteriyoruz? Birinin sözünü keserken, bir kadını sustururken, bir çocuğu azarlarken, bir emekçiyi aşağılayan bir dil kurarken neyi yeniden üretiyoruz? Kabalık sadece kişisel bir tercih değil; eşitsizliklerin dili.
Belki de ihtimam, bu ülkede en radikal şey. Çünkü ihtimam, hiyerarşiye karşıdır. İhtimam, tahakküme karşıdır. İhtimam, güçlü olanın kendini sınırlaması, zayıf olanın varlığının tanınmasıdır. Nezaket burada bir süs değil, bir direniş biçimi haline gelir.
Türkiye’de bugün en çok ihtiyacımız olan şey daha yüksek sesle konuşmak değil, daha dikkatle dinlemek. Daha sert olmak değil, daha sorumlu olmak. Daha kaba olmak değil, daha özenli olmak. Çünkü ihtimam kaybolduğunda sadece zarafet değil, birlikte yaşama ihtimali de kaybolur.
(*) https://ihtimam.org/
