Bu bir ölüm-yaşam mücadelesidir. Onlar ölümü biz yaşamı savunuyoruz. Başka bir yolumuz da yok.
Ekim 2020 tarihinde ekoloji mücadelesinin emektarlarından su ve ekoloji aktivisti Prof. Dr. Beyza Üstün tutuklandığında Cemil Aksu aşağıdaki yazıyı yazmıştı. Bugün Beyza hocamız serbest ama Cemil Asu ile birlikte pek çok yaşam savunucusu cezaevinde… Haberin yorumlar bölümüne sizler de Cemil Aksu ve tutuklu diğer yaşam savunucuları için yazmak isterseniz lütfen yazın. Yazılanları bir araya getirip yeni bir haber yapacağız.
Art arda gelen ESP, HDP ve bugün yine ESP’ye yönelik operasyonların, Barolara, TMMOB ve TTB’ye yönelik operasyonlarla bütünlüklü olduğunu görüyoruz. Çünkü zaten uzun zamandır içte savaş dışta savaş konsepti ile hareket eden iktidar, toplumsal muhalefeti bastırarak yaşanan krizin faturasını emekçilerin sırtına yüklemek istiyor. Başka da çaresi yok!
Bu gözaltı ve tutuklama operasyonlarında ekoloji mücadelesinde emeğiyle, aklıyla öne çıkmış Beyza hocamız gibi isimlerin olması ise hiç tesadüf değil. Çünkü iktidarın enerji, inşaat ve maden sektörleri üzerinden sermaye birikimi sağlama modeline karşı en önemli direniş ekoloji alanından geldi. Vadisine, merasına, ormanına, suyuna sahip çıkanlar iktidarın bu sermaye birikim modeline karşı büyük bir direnç oldular. İktidar da bu direnci kırmak için her türlü yola başvurdular. Anayasa ve yasalardaki doğa koruma ile ilgili maddeleri değiştirdiler, yaşam alanlarını savunan çevreci ve ekolojistleri “bir kaç çevreci tip” diyerek hatta “terörist” ilan ederek marjinalize etmeye çalıştılar, haklarında olur olmaz davalar açtılar, Munzur Çevre Derneği başkanı Ali Ekber Barmağıç gibi bazılarımızı tutukladılar; Büyüknohutçu çiftinin katledilmesindeki gibi, cinayetlere kadar vardı, bu baskılar…
Ekolojik yıkım ile demokrasinin yıkımı, insan hakları ve özgürlüklerin yıkımı ile ormanların yıkımı arasında direk bağ vardır. Çünkü biri olmadan diğeri de olmaz. Ekolojik yıkımı esas alan bir yatırım politikasını hayata geçirmek için demokrasiyi rafa kaldırmanız gerekir, söz, eylem ve örgütlenme haklarını ortadan kaldırmanız gerekir. Nitekim devletin başındaki kişi, işadamları ile yaptığı toplantı da OHAL için şöyle dememiş miydi: “OHAL sayesinde grevleri yasaklıyoruz, daha ne istiyorsunuz?”
Ekoloji mücadelesi aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Demokratik hakların yoksunluğunun en büyük bedelini doğa ödüyor. Çünkü şirketlere her türlü kolaylığı sağlarken merasını, suyunu, tarım alanlarını savunanların karşısına eylem yasakları, kolluk güçleri, savcılar, mahkemeler çıkıyor…
Bu bir ölüm-yaşam mücadelesidir. Onlar ölümü biz yaşamı savunuyoruz.
Başka bir yolumuz da yok.
….