“İlk Duruşma” Öncesi Hakan Tosun Davasını Anlamak
Yaşam savunucusu ve gazeteci Hakan Tosun, 10 Ekim 2025 tarihinde İstanbul’da uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Olayın ardından yürütülen soruşturma sürecinde saldırının nasıl gerçekleştiği, faillerin niyeti ve olayın hukuki niteliği tartışma konusu haline geldi, dosya hakkında birbirinden farklı değerlendirmeler yapıldı. 6 Mayıs 2026 tarihinde görülecek ilk duruşma öncesinde hazırlanan fezleke ile sonrasında düzenlenen iddianame arasındaki fark, bu davayı sıradan bir cinayet dosyasının ötesine taşıdı.
Fezleke nedir ve Hakan Tosun dosyasında ne söylüyor?
Konuyu anlaşılır bir yalınlıkta ele alalım; Bir olay olduğunda devlet hemen karar vermez; önce anlamaya çalışır. İşte bu ilk anlama ve toplama sürecinin yazıya dökülmüş haline fezleke denir. Basit bir örnekle düşünelim: Köyde bir kavga oldu. Jandarma geldi, herkesi dinledi. Kim ne dedi, kim kimi itti, nasıl başladı… Bunları yazdı. Ama henüz “suç budur” demedi. İşte fezleke tam olarak budur: olayın ilk anlatımı, ilk yorumu.
Bu metinler genelde halka açık olmaz. Çünkü daha işin başıdır. Tanıkların korunması gerekir, delillerin karışmaması gerekir. Bu yüzden fezlekeler çoğu zaman sadece avukatların elindedir; kamuoyu ise parçalar halinde öğrenir.
Hakan Tosun dosyasında fezlekeden basına yansıyan bölümler, olayın nasıl görüldüğünü açıkça ortaya koyuyor. Fezlekede, yaşananın “kasten öldürme” değil, yaralama olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Yani “öldürmek istemediler, kavga büyüdü ve ölüm oldu” yaklaşımı benimsendi. Saldırganların öldürme niyetiyle hareket etmediği, olayın bir tartışma sonucu geliştiği ve taraflar arasında önceden bir husumet bulunmadığı belirtildi.
Ayrıca fezlekede “haksız tahrik” değerlendirmesine de yer verildi. Yani “karşı taraf onları kızdırmış olabilir” denildi. Bu kapsamda bazı tanık beyanlarına dayanılarak Hakan Tosun’un olay öncesinde küfür ettiği ve ortamı gerdiği iddiaları aktarıldı. Kısacası fezleke, olayı şöyle anlatıyor:
Bir tartışma çıktı, kavga büyüdü, ölüm oldu. Ama bu bir “öldürme” değil.
Fezlekeye itirazlar: Avukatlar ve ailenin değerlendirmesi
Ancak bu yaklaşım ciddi şekilde eleştirildi. Avukatlar, fezlekenin olayı eksik ve hatalı değerlendirdiğini söylüyor. Özellikle adli tıp raporlarının ölümün ağır kafa travması ve beyin kanaması sonucu gerçekleştiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtiyorlar. Ayrıca saldırının baş bölgesine yönelik, yani insanın en hassas yerine, defalarca yapılan darbeler içerdiğini vurguluyorlar. Bunu yine basit bir örnekle düşünelim: Birine bir tokat atarsın, düşer ve ölür… Bu başka bir şeydir. Ama birini yere yatırıp başına tekrar tekrar vurursan, bu artık sıradan bir kavga değildir. Avukatlar tam olarak bunu söylüyor: “Bu yapılan, sonucu bilinen bir şiddettir.”
Ayrıca fezlekede geçen “tahrik” konusuna de itiraz ediyorlar. Birinin söz söylemesi ya da tartışma çıkması, böyle bir şiddeti haklı çıkarmaz diyorlar. Bu tür ifadelerin saldırganlar lehine ceza indirimi yaratabileceğine dikkat çekiyorlar. Hakan Tosun’un ailesi de benzer bir noktada duruyor. Aile, yaşananın sıradan bir kavga değil, açık bir öldürme olduğunu ifade ediyor. Olayın hafifletilerek anlatılmasına tepki gösteriyor. Onlara göre buradaki sorun adaletin nasıl kurulacağı ile ilgilidir.
İddianame nedir ve dosyada ne değişti?
Fezlekeden sonra savcı dosyaya bakar ve artık kesin görüşünü yazar. Buna iddianame denir. Yine basitçe anlatalım: Aynı kavga bu sefer daha dikkatli inceleniyor. “Bu iş gerçekten kavga mı, yoksa adam öldürme mi?” diye soruluyor. Ve bir karar veriliyor: “Bu olay budur.” İddianame işte bu karardır. Artık olay mahkemeye taşınır.
İddianameler de çoğu zaman fezlekeler gibi tam metin halinde açıklanmaz. Ama önemli bölümleri basına yansır. Hakan Tosun dosyasında iddianame, fezlekeden farklı bir noktaya yerleşiyor. İddianamede olayın “kasten öldürme” olduğu belirtiliyor. Saldırının özellikle baş bölgesine yönelik yoğun ve tekrarlanan darbeler içerdiği vurgulanıyor. Burada temel mantık şudur: Başına defalarca vurulan bir insanın ölebileceğini herkes bilir. Yani bu bir “kazara ölüm” değildir.
Adli tıp bulgularına göre ölüm kafa travması ve beyin kanaması sonucu gerçekleşmiştir. Bu nedenle olayın basit bir yaralama olarak değerlendirilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. İddianame şu sonucu ortaya koyar: “Bu yapılanın sonucu bellidir. Bu bir öldürmedir.” Bu nedenle savcılık sanıklar hakkında müebbet hapis cezası talep etmiştir.
Sonuç: 6 Mayıs duruşmasına giderken
Ortaya çıkan tablo açık: Aynı olay iki farklı şekilde yorumlanmıştır. Biri olayı hafifletirken, diğeri ağırlığını esas almıştır. Çünkü bir olaya ne dediğiniz, sonucu değiştirir. “Yaralama” dersen ceza düşer. “Öldürme” dersen ceza ağırlaşır.
Hiç kuşkusuz sorun bundan çok daha büyüktür
Bu dava, Hakan Tosun’un ötesinde; bundan sonra gazetecilerin, doğayı ve yaşamı savunanların korunup korunmayacağını göstereceği gibi “kimin korunmaya değer” görüldüğünü de ortaya koyacak. Katiller sokaklarda özgürce dolaşabilecekler mi? Verilecek karar, “adaletin” mi yoksa “cezasızlığın” mı egemen olacağını görülmesini sağlayacak.
6 Mayıs’ta görülecek duruşma bu nedenle önemlidir. Çünkü o gün bu ülkede “adaletin” ne yönde şekilleneceğini oluşturacağımız kamuoyu baskısı oranında belirleme gücüne sahibiz. Yaşam savunucularının beklentisi açıktır:
Olayın gerçek niteliğinin kabul edilmesi, delillerin görmezden gelinmemesi ve cezasızlığa asla kapı aralanmamasıdır.

Resim ve video: Necdet Kutlucan