Kimin hayatı en değerli?

0

Bergama’da, Loç’ta, Şenoz’da insanlar nasıl “antikapitalist bilinçle” yola çıkmadıysa, pek çok kadın da feminist teoriyle yola çıkmadı. Ellerinde manifesto yoktu. Ama biri gelip “senin toprağın artık benim” dediğinde ayağa kalktılar. Kadınlar da biri gelip “senin bedenin, hayatın, kararların artık benim” dediğinde itiraz etti. İşte o an özne oldular. Ekofeminizm bunu küçümsemez. “Bilinçsiz tepki” demez. Çünkü bilir ki çoğu zaman bilinç, hayatta kalma mücadelesinin içinden çıkar.

Nursel Demir

Kadınlar, şiddeti en çıplak haliyle ve her türüyle yakından tanıyorlar.

Hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Bu cümle büyük duruyor ama onların hayatında büyük bir anlamı yok. Sabah uyanmak, işe gitmek, akşamı sağ salim görmek demek. Öldürülmemek kadar temel bir şeyden söz ediyoruz. Hem çalışıp hem de çalıntı hayatlarına devam etmek zorundalar. Şiddet görmüşler. Bedende izi kalan, seste kalan, bazen yürüyüşe, bazen suskunluğa sinen bir şiddet. Çalışmak zorundalar; çünkü başka türlü yaşam yok. Okumak, meslek edinmek, “gelecek” kurmak gibi haklar çoktan ellerinden alınmış.

Çevrelerinde onlara “bilinç” anlatacak kimse yok. Zaten bilinç burada çoğu zaman işe yaramıyor; karın doyurmuyor, şiddeti durdurmuyor, patrona ya da kocaya geri adım attırmıyor.

Ama bu kadınlar çok şey biliyor. Ne zaman susulacağını, ne zaman kaçılacağını, hangi bakışın tehlike olduğunu, hangi ses tonunun şiddete döneceğini biliyorlar.

Hayat bilgisi denen şey tam olarak bu.

Bazen birbirlerine bakıyorlar. O bakışta slogan yok, umut vaadi yok, uzun vadeli bir kurtuluş anlatısı yok.

Sadece “buradayım” var. “Yalnız değilim” var.

Belki de tam bu yüzden, kimsenin adını koymadığı en politik yer burası. Çünkü burada ne kahramanlık var ne de temsil iddiası. Sadece hayatta kalma iradesi var.

Buradan yola çıkmak istedim. Ekoloji–çevrecilik tartışması gibi kadın mücadelesi de dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor: İnsan ne zaman özne olur? Okuyunca mı, anlayınca mı, yasa metinlerini ezberleyince mi; yoksa canı acıyınca mı?

EŞİK Platformu’nun yıllardır ısrarla hatırlattığı şey tam da bu sorunun etrafında dönüyor: Haklar kâğıt üzerinde değil, hayatta korunur. Ve çoğu zaman insan önce ayağa kalkar, sonra neden ayağa kalktığını fark eder.

Ekofeminist bakış doğayla kadın arasında romantik bir bağ kurmaz. EŞİK’in politik hattı da benzer bir yerden konuşur: “Kadınlar kırılgandır” anlatısına yaslanmaz, merhamet talep etmez. Daha sert bir şey söyler. Doğaya ne yapılıyorsa, kadınlara da benzeri yapılıyor. Aynı hoyratlık, aynı tahakküm, aynı “ben bilirim” aklı. O yüzden mesele birkaç ağacı kurtarmak olmadığı gibi, mesele birkaç kadını korumak da değildir.

Mesele kimin hayatının gözden çıkarılabildiği.

EŞİK Platformu tam da bu yüzden “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” derken bir hukuk sloganı atmıyordu sadece.

Şunu söylüyordu: Kadınların yaşam hakkı pazarlık konusu değildir. Şiddet bir “aile meselesi” değil, politik bir meseledir. Tıpkı ekoloji mücadelesinde olduğu gibi; suyun, toprağın, havanın “kalkınma” adına feda edilmesi nasıl politikse, kadınların hayatının da “gelenek”, “kutsal aile” ya da “ekonomi” adına feda edilmesi politiktir.

Bergama’da, Loç’ta, Şenoz’da insanlar nasıl “antikapitalist bilinçle” yola çıkmadıysa, pek çok kadın da feminist teoriyle yola çıkmadı. Ellerinde manifesto yoktu. Ama biri gelip “senin toprağın artık benim” dediğinde ayağa kalktılar. Kadınlar da biri gelip “senin bedenin, hayatın, kararların artık benim” dediğinde itiraz etti. İşte o an özne oldular. Ekofeminizm bunu küçümsemez. “Bilinçsiz tepki” demez. Çünkü bilir ki çoğu zaman bilinç, hayatta kalma mücadelesinin içinden çıkar.

Kadın hareketi bunu defalarca yaşadı. 80’lerde sokağa çıkan kadınların büyük kısmı “toplumsal cinsiyet” kavramını bilmiyordu belki ama dayağın, tehdidin, susturulmanın ne olduğunu çok iyi biliyordu. Mor Çatı’ya gelen kadınlar feminist olmak için gelmedi; yaşamak için geldi. EŞİK’in savunduğu şey tam da bu deneyimlerin politik ciddiyetidir. “Kadınlar anlatıyor, biz dinliyoruz” diyen bir yerden değil; “kadınlar söylüyor, biz birlikte söz kuruyoruz” diyen bir yerde durur.

Öte yandan sadece yaşamak da yetmez. EŞİK’in politik hattı bunu da açıkça söyler. Deneyim çok kıymetlidir ama tek başına her şeyi taşıyamaz. Kadın hareketi yıllarca bunu yaşadı. İsyan vardı, cesaret vardı, bedel vardı. Ama ortak bir dil, ortak bir hafıza kurulmadığında kazanımlar kolayca geri alındı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış bunun en somut örneklerinden biridir. EŞİK bu yüzden ısrarla “hak temelli mücadele” der. Sadece direnmek değil, direnilen şeyi tanımlamak gerekir.

Ekofeminizmin sevdiğim yanı ile EŞİK’in politik duruşu burada kesişiyor. Ne “önce bilinç, sonra mücadele” diye yukarıdan konuşuyorlar; ne de “her direniş zaten yeterince politik” diyerek romantizme kaçıyor. Diyorlar ki: İnsan çoğu zaman bilmeden başlar ama kalıcı olmak istiyorsa öğrenmek zorundadır. Hukuk, teori, politika burada sopa değildir; el feneridir. Yol göstermez ama karanlıkta neyin ne olduğunu biraz daha görünür kılar.

O yüzden ekoloji mücadelesi sadece çevrecilik değildir. Kadın mücadelesi de sadece “şiddete karşı çıkmak” değildir. Bu mücadeleler hayatı savunarak başlar. Ama gerçekten dönüştürücü olabilmeleri için kendilerini daha büyük bir resmin içine yerleştirmek zorundadır. EŞİK Platformu’nun yaptığı tam olarak budur: Kadınların yaşadığını küçültmeden, ama onu yalnız da bırakmadan ortak bir politik zemine taşımak.

Sonuçta ekofeminizmin de, EŞİK’in de söylediği şey aynı yere çıkar: Ne aklı putlaştıralım ne de deneyimi kutsal ilan edelim. Asıl iş, ikisinin birbirine değdiği o rahatsız, o konforsuz ama gerçek yerde durabilmek. Çünkü hem kadınların hem doğanın hayatı, tam da orada savunulabiliyor.

EŞİK (Eşitlik İçin Kadın Platformu), Türkiye genelinde 300’ü aşkın kadın ve LGBTİ+ örgütü ile bağımsız feministin bir araya gelmesiyle oluşmuş feminist bir mücadele zeminidir. Kadına yönelik şiddetin bireysel değil politik bir sorun olduğunu vurgular; İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine karşı yürütülen mücadelenin önemli bileşenlerinden biridir. EŞİK, kadınların deneyimlerini görünür kılarken bu deneyimlerin ortak bir hak ve mücadele diliyle buluşmasını hedefler; kazanılmış hakların pazarlık konusu edilmesine karşı durur.

Paylaş.

Yazar Hakkında

Bir Yorum Bırakın