Karınca Siyasetine Giriş
“Onlar ki toprakta karınca, suda balık ve havada kuş kadar çokturlar…”
Bu dizelerde geçen “ONLAR”, tarihin en köklü ve fakat en görünmeyen öznesini işaret eder.
Bu dizeler bir çoğunluğu tarif etmez sadece; yaşamı kuran, sürdüren ve yeniden var eden hakiki gücü de görünür kılar.
Toprağı işleyenler, suyu koruyanlar, üretimi sürdürenler, kentleri kuranlar “ONLAR”dır…
Ancak bugüne kadar yazılan tarih, “ONLAR”ı anlatmamıştır.
Tarihi yazanlar, tarihin asıl yapıcı öznelerini büyük ölçüde ihmal etmiş, görünmez kılmıştır.
Kralların, devletlerin, savaşların tarihi yazılmış ama toprağı işleyenlerin, yaşamı sürdürenlerin, yani gerçek kurucuların tarihi pek dikkate alınmamıştır.
Oysa destanımızda yalnız “ONLAR”ın maceraları vardır.
Yaşamı kuranlar onlardır.
Yaşamı sürdürenler onlardır.
Ve tarihi yapanlar da onlardır.
En belirgin özellıği “ONLAR”ın en çok olmalarıdır.
Karınca, balık, kuş kadar çok…
Ama tam da bu yüzden çoğu zaman güçsüz sanılırlar. Çünkü çokluk, birleşmediğinde dağınıklık gibi görünür.
Köyde toprağını savunan bir üretici, kentte yaşam alanını koruyan bir mahalle, suyunu savunan bir topluluk…
Bunların her biri tek başına küçük ve etkisiz gibi algılanır.
Dağınık olduğunda görünmez olan bu çoğunluk, birleştiğinde güç olur!
Tarihsel bir özneye dönüşür.
Nâzım’ın işaret ettiği üçlü —karınca, balık ve kuş— yalnızca bir benzetme değildir. Bu üçlü, yaşamın üç temel alanını ve üç farklı kolektif örgütlenme biçimini anlatır: Toprak, Su ve Hava.
Toprakta karıncalar vardır.
Karıncalar üretir, biriktirir, sabırla çalışır ve birlikte var olurlar. Tek tek zayıf görünen ama birlikte büyük bir güç oluşturan bu canlılar, yaşamın sürekliliğini sağlar. Bu nedenle karınca, kökü, emeği ve yerel örgütlenmeyi temsil eder.
Yaşamın maddi temelini kurar.
Suda balıklar vardır. Hamsiler ve sardalyalar…
Tek başına savunmasız görünen bu küçük balıklar, sürü halinde hareket ettiklerinde büyük yırtıcıları bile şaşırtır. Yönlerini bir anda değiştirir, birlikte akarak kendilerinden kat kat güçlü olanları geri püskürtürler. Bu hareket bir komutla değil, ortak bir duyarlılıkla gerçekleşir. Her biri diğerinin hareketini hisseder ve kolektif bir akış oluşturur.
Bu nedenle balık, birlikte hareket etmenin, uyumun ve kolektif zekânın ifadesidir.
Havada ise yaban kazları vardır.
Türkiye’de de yaygın olarak görülen “Boz kaz”, bu kolektif davranışın en güçlü örneklerinden biridir. Yaban kazları binlerce kilometreyi birlikte aşar. Göç ederken V formasyonu kurarlar ve bu formasyon yalnızca bir uçuş düzeni değil, bir yaşam bilgisidir.
Kazlar bize yönü değil, birlikte yön bulmayı öğretir. Önde gitmeyi değil, öne geçen yorulunca yerini bir başkasıyla değiştirmeyi öğretir.
Ve en önemlisi, geride kalanı asla yalnız bırakmamayı öğretir!
Öndeki yorulduğunda geri çekilir, bir başkası onun yerini alır. Hiç kimse sürekli önde kalmaz, hiç kimse geride terk edilmez. Güç paylaşılır, yük paylaşılır ve yol birlikte alınır. Bu nedenle yaban kazları, dayanışmanın, paylaşılmış liderliğin ve kolektif yön bulmanın simgesidir.
Bu üçlü birlikte düşünüldüğünde, yaşamın bütünlüklü örgütlenme biçimi ortaya çıkar: Toprakta üretim, suda hareket,havada dayanışma ve yön…
İşte bu bütünlük, yaşamın kendisidir. İşte bu bütünlük, bir benzetme değil sadece, yaşamın ekolojik gerçekliğidir.
Ekosistem dediğimiz şey tam da budur: Her varlığın diğerine bağlı olduğu, hiçbir şeyin tek başına var olamadığı bir bütün. Yaşam, tek tek unsurların toplamı değil; karşılıklı ilişkiler ağıdır.
Karıncanın toprağı havalandırması, balıkların suyun dengesini koruması, kuşların gökyüzünde kurduğu hareket ve döngü… Bunların her biri, yaşamın sürekliliğini sağlayan görünmez bağların parçasıdır. Bu bağlar koptuğunda yalnızca bir tür değil, bütün bir yaşam ağı zarar görür.
KARINCA SİYASETİ, bu bütünlüğün siyasal karşılığıdır.
Bu destanın bilince kavuşmuş halidir.
Toprakta köklenen, suda birlikte hareket eden ve havada dayanışmayla yön bulan bir kolektif gücün adıdır.
Dağınık olanın kendini tanıması, küçük görülenin kendi gücünü fark etmesi ve çokluğun ortak bir hatta birleşmesidir.
Bu kitapta “ONLAR” dediğimiz özneye bir isim verilir: Karıncalar.
Ama karıncalar yalnız değildir. Karınca, balık ve kuşla birlikte düşünülür. Yaşam farklı alanlarda farklı biçimlerde kurulur.
“ONLAR”, aynı zamanda çokluğun destanıdır.
Bu destan tek bir kahramanın değil, birlikte hareket edenlerin hikayesidir. Köyde toprağını savunanla kentte yaşam alanını koruyanı, üreticiyle tüketiciyi, emekçiyle ekoloji hareketini aynı hikâyenin parçası haline getirir.
Bu süreç, aynı zamanda “ONLAR”ın tarihe dönüşüdür.
Tarih boyunca var olan ama görünmez kılınan bu özne, artık kendi tarihini yazmaya başlamaktadır.
Çünkü:
Aslanlar kendi tarihlerini yazmaya başladığında hikâye değişir!
Bugün dünyanın farklı yerlerinde ortaya çıkan mücadeleler (ormanları savunanlar, sularını koruyanlar, köylerini terk etmeyenler, kentte dayanışma kuranlar) aynı destanın parçalarıdır.
Bu parçalar birleştiğinde yalnızca direnişler değil, yeni bir siyasal özne ortaya çıkar.
İşte “ONLAR” hâkimdirler, öznedirler ve yaşamı kuran gerçek güçtürler.
Ve artık şunu söylemektedirler
Biz çoğunluğuz!
Biz %99uz.
Biz yaşamı savunuyoruz.
Ve biz, bu kez yalnızca direnmiyoruz
Tarihimizi de kendimiz yazıyoruz.
ARSLANLAR gibi..
“ONLAR” ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; Korkak, cesur, hakim ve çocukturlar. Kahreden ve yaratan ki onlardır Destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Nazım Hikmet (1902-1963)
…
“Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, av hikâyeleri her zaman avcıları yüceltmiştir.”
(Bir Afrika özdeyişi)



