KAYYUM, MOBİNG VE İTİBARSIZLAŞAN ÜNİVERSİTE -Çiğdem Şahin yazdı

0

KAYYUM VE KEYFİ ATAMALAR YANISIRA  İTİBARSIZLASTIRMA VE MOBİNGLER O KADAR  ARTTI Kİ DURUM NORMALLEŞTİ

Ögrenciler  tepkilerinde o kadar  haklılar ki… Türkiye’de son yıllarda  üniversitelerde hem taciz hem mobing hem de keyfi atamalar/ kayyumlar oran olarak çok arttı. Aynı sureçte eğitimin kalitesi de hızla aşağıya doğru ivme kazandı, düşüşe geçti… Hak etmeyen insanlar, para,  mevki, yandaşlık üzerinden,  yapay değerlerle yüceltilirlken,  gerçekten değerli olan bir çok insan itibarsızlastırılmaya, yanlızlaştırılmaya çalışılıyor… 

Özellikle çalıştığımız yerlerde, eğer sistemden yana değilsek, muhalifsek  yetki ve , sorumluluklarımız azaltılıyor, işlerimiz sınırlandırılıyor;  örneğin hoca isek derslerimiz elimizden alınıyor; öğrencilerimizle  aramıza mesafe konularak pasifleştirilmeye çalışılıyoruz; çünkü bizim öğrencilerimizin üzerinde yaratacağımız farktan, etkiden korkuyorlar… Bizi değersizleştirerek  söyleyecek  sözlerimizi sunacağımız katkıları  yok edebileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar; genç dimağları bu tür  oyunlarla, hilelerle, yalanla dolanla kandıramıyorlar; onlar bir şekilde yolunu buluyor ve yine koşa koşa  size geliyorlar… Resmi kanallardan engellenirlerse,  misafir olarak ya da izleyici olarak alıyorlar derslerinizi… 

Fotoğraf: Çiğdem Şahin, Levet Dölek, Kurtar Tanyılmaz.. Levet Dölek son KHK sürecinde İstanbul Üniversitesinden Ayrılmak Zorunda bırakılmıştır….

Şahsen ben  çok sık yaşıyorum bu durumu; her dönem ders seçimleri yapılırken  mutlaka bu tür sorunlarla karşılaşıyorum.  Beni isteyen  öğrencilerimin bir şekilde engellenmek istendiğini, karşılarına birtakım handikaplar çıkarılarak başka öğretim üyelerine yönlendirilmek istendiklerini bizzat öğrencilerim gelip kendileri dile getiriyorlar   Ama  bilinçli öğrenciler,  sizi bile isteye seçen öğrenciler  az önce belirttiğim gibi hiç bir engel tanımıyorlar;  resmi olarak olmuyorsa gönüllü olarak,  misafir öğrenci olarak, ama mutlaka dersinizi alıyorlar… Akademik Kurullarda bizim gibi hocaların yanına kimse oturmak istemiyor; bizimle samimi görünmekten imtina ediyor,  çekiniyorlar… Sistemi korkusuzca eleştiriyoruz ya,  kendileri de öyle sanılır diye ödleri kopuyor… Duruma ve döneme göre konum belirleyen bu insancıklardan  çevremizde o kadar çok var ki… Kayyumlarla, keyfi atamalarla üniversiteler işte bu duruma getirildi… Böylesine, “duymadım,  görmedim,  eleştirmem işime bakarım”  diyen itaatkar, her şeyi  sineye çeken bir güruh hakim oldu üniversitelerde…. Özgür ve evrensel düşüncenin tarafsız bilimin üretildiği yer olma vasfını kaybetti Academia… Günümüzde  ibrenin yönüne göre, değişen iktidar odaklarının beklentilerine göre hemen  yeniden konum belirleyebilen Bukalemun hoca tipleri hakim…  Kraldan çok kralcı davranan, muhafazakarla muhafazakar olan;  devrimcilik revaşta olduğunda da, bu konuda da sizden hep  bir adım  ileride  olan…  Dünün muhafazakarı bugünün  en ilerici, ateşli  devrimcisi kılığına  kolayca bürünebilen… Böyle  bir gürüh işte…  Üniversite koridorları bunlarla dolu;  akademik kurullar, rektör ve dekanlık makamları….  Bu yüzden asıl bizler uzak durmalıyız bunlardan; bunlar bir adım uzak duruyorlarsa, biz onlardan bin adım uzak durmalıyız ki kirliliklerini, değersizliklarini  bizlere de bulaştıramasınlar…

Bu tür karakterlerden oluşan bir güruhu ne kadar güçlü görünseler de,  zerrece kaale almadığımızı, umursamadığımızı ben kendi adıma  belirtmek isterim…  Onlar bize her zaman zarar vermek isterler;  varlığımıza tahammül edemezler;  beyazlığımızı gördükçe  kendilerinin ne kadar kirli olduklarını hatırlattığımız için herhalde, nefret ederler bizlerden; yok etmeye çalışırlar… Tam olarak  bitiremezler ama bizi hiç bir zaman…  Çünkü nereye gidersek gidelim biz  sahip olduğumuz değerlerimizi de yanımızda götürüruz ve gittiğimiz her yere  mutlaka bir değer katarız… Bizler  konumlarımız,  koltuklarımız, sahip olduğumuz makamlar gereği kazanmadığımız için bu değerleri,  bir yerden  gönderilince de terk etmezler bu  değerler bizi;  her zaman yanımızda,  özümüzde, kişiliğimizde var olmaya devam eder…Yıllardır gerçek değerimi bilen insanlardan  gerçek dostlar edinmeye çalıştım…  Beni gercekten seven insanlarlardan oluşan bir sevgi çemberi oluşturarak çevremde, manen  koruma altına  aldım kendimi… Başka türlü  uğradığım haksızlıklara,  baskılara,  mobinglere dayanmam ve itibarsızlastırılmam konusuda  verilen çabalar  karşısında ayakta  kalmam

mümkün olmazdı… Onların inadına sahte, göstermelik duygularla değil gerçekten sevildim ben ve  kendimi doğru konumlandırdığım yerlerde gerektiği gibi takdir de edildim…Okulda onlar istedikleri kadar derslerimi,  görevlerimi kısıtlasınlar; toplantılarda selam vermeden geçip, yanımda  oturmamak için imtina etsinler; umrumda bile değil, ne kadar uzak dururlarsa o kadar iyi benim için; ; asla üzülmüyorum bu tavırlara ; aksine ‘iyi ki’ diyorum…  Ben kendi  değerimi biliyorum  ve kendimi  seviyorum… İnsanlara  verebileceğim çok şey var; söyleyecek çok sözüm var: Varlığımla çevremdeki insanlar üzerinde bir fark yaratabiliyor, fikirlerimle insanları etkileyebiliyor dünyalarını değiştirebiliyorum. Bu yüzden evet Sistem için tehlikeli biriyim… 

Eşitlik ve adaletten yana;  insani değerler, insanca yönetim ve insanca bir sistem için, evet,  güzel görüşlerim var; ilkeli bir insanım ve en önemlisi vicdanıma çok güveniyorum… Hatta ben galiba en çok vicdanıma, vicdanlı insanlara güveniyorum toplumsal adaletin sağlanabilmesi için… Vicdanın bütün toplumların pusulası olması  gerektiğine inanıyorum. Haksızlığa asla tahammül edemiyorum; haksızlıklar karşısında susmuyor,  tepkilerimi  açıkça ortaya koyuyorum… Yanlızlıktan, yanlızlaştırılmaktan korkmuyorum…. Ben istemediğim sürece de bana  bunu kimsenin yapabileceğini sanmıyorum… Dostlarımı,  çevremdeki insanları bu anlayış ve ilkeler doğrultusunda seçtiğim ve kendimi doğru yerde doğru değerler çerçevesinde doğru insanlarla konumlandırdığım için hayattaki değerimi  de bulduğumu düşünüyorum…. 

Bu gençlerin tek istediği, dün Deniz Gezmiş ve arkadaşları, İstanbul Üniversitesi ana giriş kapısının önünde yaptıkları basın açıklamasında neleri talep etmişlerse;  bugün de Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri protestolarında hangi gerekçeyle ne istiyor ve  ne talep ediyorlarsa, hep aynı şeylerdir aslında; üniversite eğitimi için doğru ve evrensel olan aynı şeylerdir hep bunlar: Demokratik , özerk, tarafsız üniversite… Öğrencisi, öğretim üyesi ve memur/işci tüm bileşenleri ile Üniversitelerin rektörünü, dekanını, tüm yöneticilerini adil seçimlerle belirleyebildiği; bugünkü gibi kayyum ve keyfi atamaların olmadığı; mobing, taciz ve  baskılardan uzak, isteyen öğrencinin istediği hoca ve derse ulaşabildiği; her hocanın yeteneği ve donanımı ölçüsünde her dersi  özgürce verebildiği; iktidarın ve sistemin bilgisinin değil tarafsız, bilimsel  , evrensel bilginin üretildiği üniversitelerden  baska ne isteği olabilir ki bu gençlerin… Bunu istemek  ve talep etmek her üniversite öğrencisinin en doğal hakkı değil midir?! Bugün bunu istiyor diye yüzü aşkın öğrenci tutuklandı Türkiye’ de  farklı üniversitelerden… Bu durumda bu genclerin öfkelerinin daha da artması ve protestoların daha büyümesi normal değil midir?!  Bu haklı tepki Üniversite gençliğinin tarihe karşı sorumluluğudur aynı zamanda….

ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN TARİHE KARŞI SORUMLULUĞU  başlıklı yazı için linki tıklayınız…

#AşağıyaBakmayacağız

Paylaş.

Yazar Hakkında

Bir Yorum Bırakın