Acınacak Değil, Değiştirici
Korunacak Değil, Karar Verici Olmak
Hayatta kalmak ve yeniden kurmak pasif bir süreç değil aktif bir siyasal eylemdir. Yeniden kurmak, dayanmak, örgütlenmek ve ses çıkarmak, kurban ideolojisinin sınırlarını aşan pratiklerdir. Kurban olarak görülmek kimliğe sabitlendiğinde özne donar ve başına gelenle tanımlanır. Ancak kurbanlığı geçici bir durum olarak düşündüğümüzde, başına gelenle değil, ne yaptığıyla kendini kuran özne ortaya çıkar.
Nursel Demir
Kurban ideolojisi, yalnızca zarar göreni tarif etmez, onu bir konuma sabitler. Bu ideoloji, özneyi korunması, acınması veya yönetilmesi gereken bir nesneye dönüştürerek pasifleştirir.
Dolayısıyla kurbanlık, çoğu zaman bir durum değil, bir rejimdir. Zarar görünür hale gelir, ancak özne görünmez olur. Bu çerçevede, kurbanlık bir pozisyonu sabitlemek, öznenin siyasal ve toplumsal kapasitesini sınırlamak anlamına gelir.
Kadın emeği, bu mekanizmanın en görünür örneklerinden biridir. Ev içindeki bakım, şefkat, fedakârlık ve özen, yıllarca zaten yapması gereken işler olarak tanımlandı. Değerleri kutsanmış gibi görünse de ekonomik ve toplumsal karşılığı verilmedi.
Para dolaşıma girdiğinde iş sayılan faaliyet, kadın tarafından yapıldığında sevgi ve fedakârlık olarak adlandırıldı.
Sevgi ve fedakârlık adı altında görmezden gelme, sistemin en ağır ve sürekli yüklerinden biri oldu.
Görünmeyen emek ile kurban ideolojisi arasındaki bağ burada kurulur. İkisi de özneyi edilgen bir konuma iter. Birincisi doğal görev diyerek değersizleştirir, ikincisi kırılgan diyerek siyasal kapasiteyi sınırlar. Her iki durumda da söz hakkı daralır, karar hakkı askıya alınır.
Afetler ve krizler, bu mekanizmayı daha görünür hale getirir. Yoksunlukla birleşen afetler, kadınları yalnızca daha fazla yük altına sokmaz, onları yardım nesnesine dönüştürür.
Yardımlar dağıtılır, listeler hazırlanır, raporlar yazılır. Ancak bu süreçlerdeki kadınların karar alma mekanizmalarında yerleri yoktur.
Hayatı yeniden kuranlar kadınlar olmasına rağmen, yeniden kurma planını yapanlar başkalarıdır.
Burada kurban ideolojisi devreye girer. Zarar görünür kılınır, iktidar görünmez kalır. Mağdur başlığı altında toplananlar, hak talep eden siyasal özneler olmaktan çok, korunması gereken kırılganlıklar olarak çerçevelenir. Kırılganlık söylemi çoğu zaman şefkatle örülür, ancak denetim ile işler.
Ekofeminist perspektifle bakıldığında, doğa da benzer bir kurban edilmeye maruz kalır. Zarar görmüş çevre ve tahrip olmuş alan ifadeleri kullanılır. Ancak bu tahribatı yaratan tahakküm biçimi çoğu zaman sorgulanmaz. Doğa, korunması gereken bir nesneye indirgenir.
Oysa doğa üzerinde kurulan iktidar ilişkileri değişmedikçe, koruma söylemi yeni bir yönetim alanı yaratır.
Ekofeminizm, kadın ve doğanın karşılıklı olarak tahakküm altında nesneleştirildiğini ve bu durumun toplumsal, ekolojik ve ekonomik sonuçlarını birlikte okur. Bu bağlamda, kadınların ve doğanın özgürleşmesi birbirine bağlıdır.
Afetlerdeki gözlemler, bu mekanizmanın somut etkilerini ortaya koyar. Sel sonrası evini kaybeden bir kadın, bir aileyi geçindirmek zorunda kalan bir anne ya da ekonomik kriz nedeniyle ev içi emeği artan kadın, genellikle yardım nesnesi olarak tanımlanır.
Oysa hayatta kalmak ve yeniden kurmak pasif bir süreç değil aktif bir siyasal eylemdir.
Yeniden kurmak, dayanmak, örgütlenmek ve ses çıkarmak, kurban ideolojisinin sınırlarını aşan pratiklerdir.
Kurban olarak görülmek kimliğe sabitlendiğinde özne donar ve başına gelenle tanımlanır.
Ancak kurbanlığı geçici bir durum olarak düşündüğümüzde, başına gelenle değil, ne yaptığıyla kendini kuran özne ortaya çıkar.
Direniş, her zaman sloganlarla sınırlı değildir. Bazen gündelik yaşamı sürdürmek, bazen enkazın başında yardım değil, hak istiyorum demek, bazen görünmeyen emeği görünür kılmak için ısrar etmek, bazen sessizleştirilmeye karşı söz almaktır.
Bu perspektif, emeğin ve doğanın değerini yalnızca koruma ile değil, özneleşme ve karar alma hakkıyla ölçer.
Emek ne zaman görünür olur sorusu;
Kimlerin değerli kabul edildiğini,
Kimlerin üretici sayıldığını
Kimlerin karar verici olabileceğini sorgular.
Kurban ne zaman özne olur sorusu ise kimin sözü ve eylemi meşru sayılır sorusuna çıkar.
Kurban ideolojisini aşmak, zararı inkâr etmek değil aksine, zararı siyasal talebe dönüştürmektir.
Acıyı yardım paketine değil, hak mücadelesine bağlamaktır.
Korunması gereken kırılganlık değil, karar verici özne olmaktır.
Ekofeminist bakış, kadınların ve doğanın karşılıklı mücadele alanları olduğunu gösterir. Birinde özneleşme sağlanmadan, diğerinde özgürleşme mümkün değildir. Hak ve karar alanını genişletmek hem insan hem de ekosistem için devrimci bir perspektif sunar.
Sonuç olarak, mesele şudur:
Acınacak değil, değiştiren olmak.
Korunacak değil, karar veren olmak.
