Tarihlerini Yazma Hakkı Köylülerindir/Benjamin, Gramsci ve Postkolonyal Düşünce Işığında Köy Hakkı

0

Sunuş

Köy Hakkı’nı konuşurken toprağı, suyu ve müşterekleri savunmaktan söz ediyoruz. Oysa korunması gereken bir şey daha var: Köylerin kendi hafızası ve kendi tarihi. Çünkü kendi tarihini anlatamayan bir topluluk, zamanla başkalarının yazdığı tarihin içinde görünmez hâle gelir.

Walter Benjamin, Antonio Gramsci ve postkolonyal düşünürler farklı dönemlerde aynı temel soruyu sordular: Tarihi kim yazıyor? Kim konuşuyor? Kim susturuluyor? Bu yazı, Köy Hakkı’nı bu sorular üzerinden yeniden düşünmeyi öneriyor.

Köy Hakkı, toprağı savunma hakkı kadar, köylerin kendi tarihini yazma ve kendi hafızasını geleceğe taşıma hakkını da savunur. Çünkü köylüler, yaşam alanlarının olduğu kadar kendi hikâyelerinin de öznesidir.

Eleştirilerinizi ve katkılarınızı bekliyoruz. Bu tartışmanın Köy Hakkı düşüncesini birlikte geliştireceğine inanıyoruz.

“Benjamin unutulanları görünür kılar. Gramsci yerel toplulukların kendi bilgisini ve kendi sözünü üretebildiğini gösterir. Postkolonyal düşünce görünmez bırakılan halkların tarihini yeniden gündeme taşır. Köy Hakkı bu düşünsel mirası bugünün ekolojik mücadeleleri içinde yeniden yorumlar. Bunu yaparken geçmişi olduğu gibi korumayı ya da köyü değişmeyen bir dünya olarak yüceltmeyi önermez. Köylerin taşıdığı yaşam bilgisinin, müştereklerin, yerel hafızanın ve insan ile yeryüzü arasında kurulan ilişkinin geleceğin kuruluşu için vazgeçilmez olduğunu savunur.”

Tarihi Yazma Hakkı Köylülerindir

Walter Benjamin, Antonio Gramsci ve Postkolonyal Düşünce Işığında Köy Hakkı

Modern çağın en güçlü anlatılarından biri ilerleme düşüncesidir. Bu anlatıya göre tarih sürekli ileriye doğru hareket eder. Yeni teknolojiler, sanayileşme, kentleşme, büyük altyapı yatırımları ve ekonomik büyüme insanlığın gelişiminin başlıca göstergeleri kabul edilir. Köyler, yerel topluluklar ve geleneksel yaşam biçimleri ise geride bırakılan bir dönemin kalıntıları gibi sunulur. Böyle bir bakış, dönüşümlerin başka bir yüzünü görünmez kılar. Köylerin boşalması, müştereklerin parçalanması, yer adlarının unutulması, üretim bilgisinin zayıflaması ve insanın yaşadığı yerle kurduğu ilişkinin değişmesi bu hikâyenin dışında kalır.

Walter Benjamin ve Tarihi Tersine Okumak

Walter Benjamin bu ilerleme anlayışına köklü bir itiraz geliştirir. Ona göre tarih, kazananların başarı öykülerinden ibaret değildir. Tarihin görünmeyen yüzünde yerinden edilenler, sesi duyulmayanlar, unutulan topluluklar ve ortadan kaldırılan yaşam biçimleri vardır. Benjamin’in “tarihi tersine fırçalamak” çağrısı geçmişi devletlerin, imparatorlukların ve büyük projelerin gözünden değil, gündelik hayatın içindeki insanların deneyiminden okumayı önerir.

Köy Hakkı bu çağrıyla kapsayıcı bir bağ kurar. Modernleşme tarihleri kentlerin büyümesini, sanayiyi, yolları, enerji yatırımlarını ve ekonomik göstergeleri öne çıkarır. O süreçlerde boşalan köyler, elden çıkan meralar, unutulan yerel diller, zayıflayan üretim kültürleri ve kopan yer bağları çoğu zaman görünmez olur. Benjamin’in yönelttiği soru burada yeniden karşımıza çıkar: İlerleme diye anlatılan dönüşümlerin bedelini kim ödedi?

Benjamin’den Postkolonyal Düşünceye

Benjamin sömürgecilik üzerine doğrudan yazmadı. Buna rağmen tarih anlayışı, postkolonyal düşüncenin gelişmesinde önemli kaynaklardan biri oldu. Çünkü bu düşünce de tarihin çoğu zaman galipler tarafından yazıldığını gösterir. Sömürge imparatorlukları kendi hikâyelerini medeniyet, kalkınma ve ilerleme diliyle kurarken sömürgeleştirilen halkların yaşadığı kayıplar görünmez bırakıldı.

Edward Said, Gayatri Chakravorty Spivak ve Homi K. Bhabha bu tartışmayı daha da ileri taşıdı. Tarihi kim yazıyor? Kimin sesi duyuluyor? Kimler görünmez bırakılıyor? Hangi yaşam biçimleri geri, ilkel ya da değersiz ilan edilerek tasfiye ediliyor?

Bu sorular köylerle doğrudan ilişkilidir. Dünyanın birçok yerinde köylüler, yerli topluluklar ve kırsal halklar kalkınmanın önünde engel gibi gösterildi. Yaşadıkları coğrafyalar madencilik, enerji, sanayi ve büyük tarım projeleri için yeniden düzenlendi. Kullanılan kavramlar ülkeden ülkeye değişse de anlatının omurgası büyük ölçüde aynı kaldı: kalkınma, verimlilik, büyüme ve kamu yararı.

Gramsci ve Hegemonya

Benjamin tarihin görünmez bırakılan tarafına dikkat çekerken Antonio Gramsci bunun nasıl mümkün hâle geldiğini açıklamaya çalışır. Gramsci’ye göre egemenlik zor kullanılarak kurulmaz. İnsanların rızası da üretilir. Belirli düşünceler, kavramlar ve değerler zamanla tartışılmaz gerçekler gibi kabul edilmeye başlanır.

Kalkınma söylemi bunun en güçlü örneklerinden biridir. Maden projeleri, barajlar ya da büyük enerji yatırımları gündeme geldiğinde benzer ifadeler tekrar edilir. Ülkenin kalkınacağı, yatırımın artacağı, istihdamın çoğalacağı ve bölgenin gelişeceği söylenir. Böyle bir söylem güç kazandıkça yaşam alanlarını savunan köylüler ilerlemenin önünde duran insanlar gibi gösterilebilir.

Gramsci’nin katkısı burada belirginleşir. İnsanların kendi hayatlarını doğrudan etkileyen süreçleri neden çoğu zaman sorgulamadan kabul ettiğini anlamaya çalışır. Köy Hakkı açısından bu soru büyük önem taşır. Çünkü köylü hareketleri çok defa tek bir şirketle ya da tek bir yatırımla değil, büyük bir kalkınma anlayışıyla karşı karşıya gelir.

Organik Aydınlar ve Köylerin Bilgisi

Gramsci’nin en önemli kavramlarından biri organik aydındır. Bu kavram, bilginin yalnız üniversitelerde, bürokraside ya da uzman çevrelerde üretildiği düşüncesine itiraz eder. Her topluluk kendi deneyiminden hareketle bilgi üretir ve ortak bilincini oluşturur.

Türkiye’deki köylü mücadeleleri bunun birçok örneğini sunar. Bergama’da, Fırtına Vadisi’nde, Senoz’da, Loç’ta, Cerattepe’de, İkizdere’de ve Akbelen’de mücadelenin ön saflarında çoğu zaman köylüler, kadınlar, çiftçiler, arıcılar, yaylacılar, öğretmenler, muhtarlar ve emekliler yer aldı. Vadilerini, derelerini, ormanlarını ve topraklarını uzun yılların deneyimiyle tanıyorlardı. Ürettikleri bilgi kitaplardan değil, yaşadıkları yerle kurdukları ilişkiden doğuyordu.

Gramsci’nin organik aydın kavramı bu deneyimi görünür kılar. Bilgi köylere dışarıdan taşınan bir şey değildir. Köylerin içinden filizlenir, mücadele içinde gelişir ve ortak hafızanın parçası hâline gelir.

İç Kolonyalizm ve Madunlar

Postkolonyal düşünce ile Gramsci’nin yaklaşımı birçok noktada kesişir. Spivak’ın geliştirdiği madun tartışmasının kökenlerinden biri Gramsci’nin “madun” (subaltern) kavramıdır. Bu kavram karar süreçlerinin dışında bırakılan, kendi adına konuşma imkânı daraltılan toplulukları anlatır.

Bugün birçok köy benzer bir durumla karşı karşıyadır. Yaşam alanlarını ilgilendiren kararlar çoğu zaman başka merkezlerde alınır. Madenlerin, barajların, enerji projelerinin ve büyük altyapı yatırımlarının sonuçlarını köylüler yaşarken karar mekanizmaları onların uzağında kalır.

Bu nedenle bazı araştırmacılar bu süreci iç kolonyalizm kavramıyla açıklar. Merkez kendi ihtiyaçları doğrultusunda çevreyi dönüştürürken yerel bilgi, yerel ihtiyaçlar ve yerel itirazlar geri plana itilebilir. Böylece çevrenin yaşam deneyimi karar süreçlerinde giderek daha az yer bulur.

Hafıza, Yer ve Köy Hakkı

Benjamin’in hafıza vurgusu ile Gramsci’nin organik aydın anlayışı birlikte düşünüldüğünde Köy Hakkı’nın temel dayanaklarından biri ortaya çıkar. Köyler geçmişten kalmış kalıntılar değildir. Yaşayan hafıza alanlarıdır. Kuşaklar boyunca oluşmuş bilgi birikimini taşırlar. İnsan ile yeryüzü arasındaki ilişkinin en güçlü biçimde görülebildiği yerlerdir.

Köyler ortadan kalktığında kaybolan evlerden ibaret değildir. Üretim bilgisi zayıflar. Topluluk hafızası aşınır. İnsanların yaşadıkları yerle kurduğu bağ kopar. Ekonomik göstergeler bu kayıpları çoğu zaman yansıtmaz. Buna rağmen toplumun kültürel ve ekolojik birikiminde derin boşluklar oluşur.

Köy Hakkı ve Tarihin Yeniden Yazılması

Benjamin’in tarihin tersine okunması çağrısı, Gramsci’nin organik aydın anlayışı ve postkolonyal düşüncenin eleştirileri ortak bir düşünsel zemin oluşturur. Tarih artık devletlerin, şirketlerin ve büyük projelerin hikâyesi olarak okunmaz. Köylerin, vadilerin, yaylaların, meraların ve yerel toplulukların deneyimi de tarihin merkezine yerleşir.

Köy Hakkı’nın önerdiği bakış budur. Barajlar değerlendirilirken ürettikleri enerjiyle birlikte geride bıraktıkları köyler de görülmelidir. Madencilik projeleri ekonomik verilerle sınırlı biçimde ele alınamaz. Su kaynakları, tarım alanları, müşterekler, yerleşik yaşam ve kuşaklar boyunca oluşmuş bilgi birikimi üzerindeki etkileri de değerlendirilmelidir. Kalkınma projeleri ortaya çıkardıkları değer kadar yol açtıkları ekolojik, toplumsal ve kültürel kayıplarla birlikte okunmalıdır. Tarih, kazananların başarılarını sıralayan bir anlatıya dönüştüğünde bu kayıplar kolayca görünmez olur. Köy Hakkı bu görünmezliği aşmayı amaçlar.

Benjamin unutulanları görünür kılar. Gramsci yerel toplulukların kendi bilgisini ve kendi sözünü üretebildiğini gösterir. Postkolonyal düşünce görünmez bırakılan halkların tarihini yeniden gündeme taşır. Köy Hakkı bu düşünsel mirası bugünün ekolojik mücadeleleri içinde yeniden yorumlar. Bunu yaparken geçmişi olduğu gibi korumayı ya da köyü değişmeyen bir dünya olarak yüceltmeyi önermez. Köylerin taşıdığı yaşam bilgisinin, müştereklerin, yerel hafızanın ve insan ile yeryüzü arasında kurulan ilişkinin geleceğin kuruluşu için vazgeçilmez olduğunu savunur.

Bugün karşı karşıya bulunduğumuz ekolojik kriz, iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı, su krizi ve toprağın hızla tükenmesi, insanlığın uzun süredir benimsediği ilerleme anlayışını yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Bu nedenle Köy Hakkı, geçmişe dönme çağrısı değildir. Geleceği başka bir yerden kurma arayışıdır. Köyü tarihin gerisinde kalmış bir kalıntı olarak değil, insan ile doğa arasındaki ilişkinin yeniden dengelenebileceği, müştereklerin yeniden güçlenebileceği ve yeni bir uygarlık arayışının filizlenebileceği yaşam alanlarından biri olarak görür.

Bu nedenle Köy Hakkı’nın asıl sorusu, hangi köylerin korunacağı sorusu değildir. Asıl soru, nasıl bir gelecek kurulacağıdır. Köyler bu gelecekte yalnız korunacak mekânlar değil; yeni bir yaşamın, yeni bir ekonominin, yeni bir demokrasinin ve yeni bir uygarlık tasavvurunun kurucu özneleri olabilir. Benjamin’in hafızası, Gramsci’nin organik aydınları ve postkolonyal düşüncenin görünür kıldığı madunlar, Köy Hakkı’nın düşünsel ufkunda ortak bir yerde buluşur. Bu buluşma geçmişe ağıt yakmak için değil, geleceği yeniden kurabilmek içindir.

İsmail Akyıldız, 21 Temmuz 2016

Paylaş.

Yazar Hakkında

Bir Yorum Bırakın