Kategori: Söyleşiler

  • KAZDAĞLARI KURTULACAK!

    KAZDAĞLARI KURTULACAK!

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilerine devam ediyor:

    Kazdağları’nda şu an nöbet çadırında bulunan; ağır kış koşulları, koronavirüs tehlikesi, devlet/şirket baskıları ve dudak uçuklatan para cezaları demeden inatla direnmeye devam eden 4 direnişciye kulak verdik. Bir kez daha yaşama gücü ve sevinciyle dolduk; “Yaşayabileceğimiz tek gezegeni, evimizi yakıyoruz. Önümüzdeki yıllarda tüm dünyanın en önemli sorunu ekoloji ve ekoloji mücadelesi ile ilgili olacak diye düşünüyorum. Yok oluşla mücadele ederken adalet anlayışımızı değiştirmek zorundayız. Bu dünya üzerinde her canlının eşit yaşam hakkı var. Diğer canlıları mal statüsüne koyup keyfimizce yok ediyoruz. Aynı dili konuşamasak da tıpkı insanlar gibi acı çekiyorlar ve yaşamak istiyorlar. Adaletten eşitlikten söz edeceksek tüm canlıların da insanlarla birlikte özgürleşmesi gerek. Biz Kazdağları’nda kurduyla kuşuyla ağacıyla yuvası yok edilmek istenen tüm canlıların da sesi olmaya çalışıyoruz”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız/ 19 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Sema: Doğanın önceliği bakış açısıyla ilerleyip, yeşil/ekoloji sorunlarına artık işe yaramayan, tozlu raflarda sığ ve çözüme bir adım bile yaklaştırmayan kitapların, kuralların, kanunların yerine toplumsal ve bireysel yaşamımızın doğa dostu öncelikler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerekliliği birincil ve acil önceliğimiz olmalıydı.

    Jes, Ges, Res, Hes ve madenler, termik ve nükleer santraller gibi yatırımlar ile şirketlerin kâr hırsı için yaşam alanlarının yok oluşuna tanıklık ettik. Endüstriyel tarım, gıdanın kıtalar arası seyahatine karşı yerelin ve toprağın korunması da ekoloji hareketinin bir savunusu oldu. Temel ihtiyaclarımız olmayan, çoğunluğu sanayi ve teknolojinin ham madde ihtiyacını karşılamak için doğayı sınırsız bir alan olarak görüp, kar odaklı bakış açısıyla ilerleyen talan ve tahribatlar ile yok edilmeye devam ediyor.

    Artık doğayı sömürmenin, insan merkezli yaklaşımı savunmanın yanlışlığını fark edip, ders çıkarmalı ve her canlı ile eşit yaşam hakkına sahip olduğumuzun bilinci ile doğa merkezli, sömürüsüz, yereli koruyan ve öncelikli ihtiyaçlarının farkında bir yaşamı tercih etmek zorundayız.

    Ferzan:Geçmişe dönüp baktığımızda Bergama’dan Cerattepe’ye, 20 yılı aşkın süredir yaşam savunucuları ekoloji mücadelesi veriyor. Ama son yıllarda doğaya, yaşam alanlarına saldırı korkunç boyutlarda. Haliyle buna oranla da ekoloji mücadelesi verenlerin sayısının da arttığını görüyoruz. Ancak geçmişten farklı olarak, ekoloji de artık insan odaklı anlayıştan tüm canlıların eşit yaşam hakkına sahip olduğu gerçeğine doğru evriliyor.

    Fakat hala doğa insanların süpermarketi gibi hep tüketilecek bir meta olarak görülüyor. Bugün derdimizi anlatmaya çalıştığımız tüm resmi kurumlarda bu anlayış var. Orman bölge müdürlükleri ormana kereste ya da maden açılacak bölge gözüyle bakıyor. Bizler de mücadelemiz süresince bu anlayışı değiştirmeye çalışıyoruz.

    Yılmaz: Yeşil/Ekoloji hareketinin geçmişini çok iyi bilmesem de son yıllarda ülkenin her köşesinde bir mücadele var. Bergama’da köylülerin destansı direnişi ve Gezi direnişi bugün Kazdağları’na ışık oluyor. Bu mücadeleler para kazanmak ya da rant için değil yaşamak ve yaşatmak için verildi aynı Kazdağların’da olduğu gibi.

    Ulaş: Çevre mücadelesi deyince, birçok insanın belleğinde yer edinen, Bergama’da Türkiye’nin ilk altın madenine karşı köylülerin yürüttüğü direniş akla geliyor. Köylülerin ulusal medyada ses getiren sivil itaatsizlik eylemleri fazlasıyla destek alsa da halkın nedzinde sadece Bergamalıların sorunu olarak algılandı. Bergama hala bitmemiş bir mücadele ve sonrasında olan birçok mücadeleye ilham veriyor. 2000 li yıllar ile hükümetin el değmemiş doğayı kaynak olarak görmesi ve enerji santralleri projelerinin hızla artmasıyla bunun karşısında yeni mücadele alanlarının doğmasına yol açtı.

    Dereleri, ormanları, toprakları kısaca yaşam alanlarının yok olma tehtitiyle karşı karşıya kalan halk beraber karar alıp, hareket edebileceği dernek ve platformlar oluşturmaya başladı. Ülkenin her bir köşesinde talan ve tahribatlar karşısında sesini çıkaran insanların artmasıyla mücadeleler yerelden çıkıp çok katılımlı eylemlere dönüşmeye başladı. Örneğin, Karadeniz İsyandadır Platformu’nun öncüleri arasında bulunduğu, 25 Nisan 2010 tarihinde Kadıköy’de gerçekleştirilen ekoloji eylem/mitingi ile artık mücadelelerin yerel ile sınırlı olmadığı, bir çok çevre mücadelesinden insanı bir araya getirdiğini gördük. Çevre mücadelesi olarak başlayan Gezi direnişi ve sonrası çevre / ekoloji hareketlerine yabancı olan birçok insan bu sorunları gündemine aldı ve çözümün bir parçası olmak için adım atmaya başladı. Sosyal medyanın da etkisiyle ekoloji hareketleri daha fazla görünür ve ses getirir hale geldi. Halkın ilgisinin artmasıyla birlikte daha önce gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan çevre /ekoloji hareketleri artık çevre bültenleri, programları gibi kendi alanlarını yarattı ve daha fazla insana ulaştı. Cerattepe ve Kazdağları direnişlerinde görüldüğü gibi ekoloji hareketleri yerelden başlayıp on binlerce insanın katıldığı eylemlere dönüşebiliyor. Türkiye’nin her köşesinden Kanal istanbul projesine karşı itiraz için oluşan uzun dilekçe kuyrukları gösterdi ki çevre sorunlarının sadece yereli değil ulusu hatta dünyayı etkileyecek ekolojik yıkımlar yaratacağının farkındalığı oluşmaya başladı.

    Dünyanın en temel sorunu iklim krizine karşı harekete geçen yokoluş isyanı ve gelecek için cumalar gibi oluşumlara Türkiye’den gençlerin katılımı ve eyleme geçmesi, ekoloji mücadelesini yeni neslin omuzladığının göstergesidir. Bugün sosyal medyanın da desteğiyle bir araya gelmiş onlarca oluşum Türkiye’nin herhangi bir yerindeki ekolojik yıkıma karşı ses çıkarmakta ve beraber hareket edebilmektedir.

    Koronovirüs salgını ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakımından olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/ oynar mı? Salgının hareketin güçlenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulundugumuz koşulların avantaj ve dezavantajlari nelerdir?

    Ferzan: Koronavirüs salgınının hem olumlu hem de olumsuz etkisi oldu. Yaşadığımız sistemin yanlışları yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Emek sömürüsünden, eşitsizlikten, doğaya karşı acımasızca davranışlarımıza kadar kurduğumuz düzeni sorgulattı. Doğadan uzaklaşmış, kendini ondan üstün gören insanın doğal olaylar karşında ne kadar çaresiz kalabildiğini gördük. Pandemi sürecinin açıkça gösterdiği gibi dünya değişiyor, biz de değişmek zorundayız. Giderek artan ormansızlaşma, madencilik, endüstriyel tarım ve hayvancılıkla kirlenen topraklar, vahşi türlerin sömürülmesi hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların sebebi. Bilim insanları böyle doğayı sömürerek yaşamaya devam edersek bu gibi pandemileri daha sık göreceğimizi söylüyor.

    Hayvanları kafeslerde mezbahalarda korkunç şartlarda yaşamaya zorlayan insan şimdi kendi yarattığı kafeste esir düşmüş durumda. Bunun bir ders olarak anlaşılacağını düşünüyorum. Yıllarca ekolojistlerin anlatamadığı şeyi bir virus anlatabildi.

    Bunun yanı sıra salgın süreci sermaye tarafından fırsat bilindi ve hızla saldırıya geçtiler. Salda Gölü 1. Derece doğal sit ve korunan alan statüsüne sahip olduğu halde “Millet Bahçesi” uğruna iş makineleriyle göl çevresi tahrip edildi. Rize Artvin Bursa’da halkın istememesine rağmen HES projelerine başlandı. Aydın JES Kirazlıyayla Köylüleri pandemiyi fırsat bilen madencilere direnmeyi sürdürüyor. Kazdağları nöbetimizin 270. Gününde yine salgın gerekçe gösterilerek ruhsatsız şirket yerine nöbet alanımız tahliye edilmek istendi.

    Yılmaz: Daha önce böyle bir salgınla karşılaşmadığımız için sonuçlarını kestirmek zor. Ama doğa savunucularının gezegene etkimiz hakkındaki görüşlerini doğrular nitelikte. Dünya bir ekosistemler bütünü, insan da bu bütünün bir parçası. Bütünü düşünmeden hareket ederek bu döngüye zarar vermeye devam edersek yok olacağız. Salgın gerekçesiyle insanlara evde kal deniyor, ama bu sırada talan politikaları hızla devam ediyor.

    Ulaş: Kitleleri harekete geçirmekteki temel sorun öngörülerin ve bilimsel araştırmaların halkta yeterince karşılık bulmamasıdır. Koronavirüs salgını, doğanın dengesinin bozulması ve küreselleşme sonucu ortaya çıkan somut bir örnektir. Bu örnek kullanılarak dünyanın herhangi bir yerindeki ekolojik yıkımın bizi de etkilediğini, evlere kapanan milyonlarca insana gerçekte sağlıklı bir çevreye ihtiyacımız olduğunu anlatma fırsatı vermiştir.

    Kapitalizm krizi nasıl fırsata çevirip yeni talan alanları yaratıyorsa, bilim insanlarına daha fazla kulak kabartıldığı bu dönemde, ekoloji mücadelesi verenler de bilimin ışığında iklim krizinin ve ekolojik yıkımların sonuçlarını halka daha fazla ulaştırma alanları yaratılmalıdır.

    Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    Ulaş: Türkiye’de uygulanan yanlış tarım politikaları orman ve mera alanlarının yapılaşmaya açılması enerji santralleri gibi projeler ormansızlaşma sulak alanların yok olması ve toprak kaybı gibi sonuçlara yol açmıştır. İklim krizinin etkilerinin hissedilmeye başlanmasıyla öncelikle tarımsal üretim etkilenmiştir. Zaten tarımsal üretimde neredeyse durma noktasına gelen Konya Ovası’ndan sonra seracılıkta ön plana çıkan Antalya’da daha önce görülmeyen hava olayları meydana gelmeye başlamıştır. Gelecekte bu gibi yerlerde tarımsal üretimin nasıl yapılacağı büyük bir soru işaretidir. Yağış alan mevsimlerin değişmesi ve yağış oranlarının azalması ile zaten su fakiri olan ülkemizi, su politikaları değişmediği sürece yeni krizler ile başbaşa bırakacaktır. Türkiye’nin en temel ekolojik sorunu iktidarın iklim krizi ve doğal tarımsal üretim hakkında halkı bilgilendirip yönlendirmek yerine, yaşamı hiçe sayarak doğayı sermayeye kaynak olarak sunmasıdır.

    Ferzan: Türkiye’de ekolojik saldırı korkunç boyutta. Her yönden, her şekilde, hem de aynı anda bir saldırı. Hiç böyle bir dönem olmuş muydu bilmiyorum. İklim krizinin etkilerini ve kuraklığı giderek daha fazla yaşarken tüm ormanlarımız maden şirketlerine, tüm derelerimiz HES projelerine peşkeş çekiliyor. Almanya nükleer enerji santrallerini yıkarken Çernobil faciasını yaşamış Türkiye’de yeni santraller kurulmaya çalışılıyor. Tüm gezegen için çok önemli bir ekosistem olan Kazdağları JES, RES, termik santral ve metalik madencilikle kuşatılmış durumda.

    Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

    Ulaş: Ekoloji mücadelesi verenler dernek mantığından çıkarak beraber karar alınıp, hareket edilen oluşumlara dönüşmelidir. Bu oluşumlar arasında daha fazla iletişim kurulup organik bağlar oluşturulmalıdır. Böylece her hangi bir yerdeki ekolojik yıkıma karşı daha gür ses çıkartma ve mücadeleleri büyütme fırsatı sunacaktır. Aynı zamanda iklim krizinin etkileri küreselleşme karşısında yerelleşme gibi konuların halka aktarılmasına daha fazla önem verilmelidir.

    Yılmaz: Öncelikle ayrışmamalıyız. Geçmişe baktığımız da bir çok mücadele bu yüzden sönümlenmiş. Bölge bölge değil bir bütün olarak mücadele etmeliyiz.

    Ferzan: Önümüzdeki yıllarda tüm dünyanın en önemli sorunu ekoloji ve ekloloji mücadelesi ile ilgili olacak diye düşünüyorum. Yaşayabileceğimiz tek gezegeni, evimizi yakıyoruz. Yok oluşla mücadele ederken adalet anlayışımızı da değiştirmek zorundayız. Bu dünya üzerinde her canlının eşit yaşam hakkı var. Diğer canlıları mal statüsüne koyup keyfimizce yok ediyoruz. Aynı dili konuşamasak da tıpkı insanlar gibi acı çekiyorlar ve yaşamak istiyorlar. Adaletten eşitlikten söz edeceksek tüm canlıların da insanlarla birlikte özgürleşmesi gerek. Biz Kazdağları’nda kurduyla kuşuyla ağacıyla yuvası yok edilmek istenen tüm canlıların da sesi olmaya çalışıyoruz.

    (Kazdaglari direnişcilerine ek soru) Koronavirüs salgını Kazdagları’nda nöbet tutan ve onların direnişlerine dışarıdan destek veren yaşam savunucularını nasıl etkiledi. Alamosgold ve devlet kurumları bu süreci nasıl okudu?

    Ferzan: Çanakkale ve hatta Türkiye halkının desteği hiç bir zaman eksik olmadı. Nöbetimiz dışında sesimizi daha çok duyurabilmek için Çanakkalelilerin de katılımıyla, her Cumartesi Çanakkale İskele Meydanı’nda Kazdağları için El Ele eylemi yapıyorduk. Salgın başladığında bu eylemlerimize ara vermek zorunda kaldık ve el ele eylemini dijitale taşıdık. Seyahat yasakları da başlayınca nöbette o sırada olan arkadaşlar olarak kendimizi alanda izole ettik hatta gelmek isteyen dostlarımızı bulaşma riski oluşmasın diye geri çevirmek zorunda kaldık. Ama buna rağmen İl Umumi Hıfzıssıha Kurulunun aldığı karar gerekçe gösterilerek alanı boşaltmamız istendi. Vali başkanlığındaki kurul ormanda piknik yapmayı, konaklamayı ve salgınla hiç bir alakası olmayan drone uçurmayı yasaklamış. Biz ve Çanakkale çevre örgütleri bu karara dilekçeler ile itiraz ettik.Çünkü biz piknik yapmıyoruz, Kazdağları’nı savunuyoruz. Kaldı ki Alamos Gold’un çalışanlarına böyle bir tebligat yapılmadı. Onlar da hala ormanda varlıklarını sürdürüyorlar. İtirazımız dikkate alınmamış olmalı ki en son her birimize kişi başı 13 bin tutarında toplamda 57240 lira para cezası kesildi.

    Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    Yılmaz (Doğan): Daha önce Munzur vadisi üzerinde kurulmak istenen Heslere karşı ve Cargill mücadelelerine destekte bulundum. Geçtiğimiz yaz da İç Anadolu ve Ege’yi 2000 km pedallayarak Kazdağları nöbetine katıldım.

    Ferzan (Aktaş): Çanakkale’de yaşıyorum. İlk kez Kazdağları’nda aktif olarak bir ekoloji mücadelesinde bulunuyorum. Bu proje Kazdağları’nda kendini göstermeden önce altın madeni nedir altın nasıl çıkarılır bilmiyordum. Öğrendiğimde şoka uğradım. %80 i kuyumculuk sektörüne ve şirketlerin kasasına giden bu altın için koca bir ekosistem yok ediliyor su kaynakları zehirleniyormuş. Bu adaletsizliğe engel olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

    Ulaş (Baş): Kazdağları’nda nöbete katılmadan önce aktif olarak bir ekoloji mücadelesinde bulunmadım. Ama hep çeşitli yollarla destekledim.

    Sema (Demir): Bu zamana kadar ekoloji hareketlerini daha çok basın ve medya aracılığıyla ile takip ettim. Bu kadar fazla tahribat karşısında bugün hala bu hareketin küçük bir parçası olduğumu düşünüyorum.

  • Erhan İçöz ile Söyleşi: “Ekolojiye duyarlı kesim için hiçbir durum olumsuz bir etki yaratmaz”

    Erhan İçöz ile Söyleşi: “Ekolojiye duyarlı kesim için hiçbir durum olumsuz bir etki yaratmaz”

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilerimiz EGEÇEP Yürütme Kurulu ve bilim kurulu üyesi Erhan İÇÖZ ile devam ediyor; “Ekoloji hareketleri, her şeyden önce birlikte hareket edebilme becerilerini geliştirmelidir. Bu amaca yönelik olarak bir kaç örgütlenme denemesi, ne yazık ki yeterli olamamıştır. Dar grupçu anlayışlar, her zaman yönetimde ben olayım davranışları, ben olmazsam örgüt geri kalır türünden yaklaşımlar, çok önemli olan bu hareketlerin kısırlaşmasına neden olmuştur. Oysa olması gereken, ast-üst ilişkisi yaratılmadan, her örgütün her bireyin eşit bir anlayışla ve karşılıklı dayanışma kültürüyle hareketin içerisinde yer almasıdır. Ancak o zaman herkes, her örgüt, kendisini mücadelenin bir parçası-öznesi olarak algılayıp katkıda bulunur.”

    (daha&helliip;)
  • Bahadır Doğutürk ile söyleşi; “Ekoloji hareketinin yükü bir kat daha artacaktır. Tutarlılığımızın devam etmesi çok büyük öneme sahiptir”

    Bahadır Doğutürk ile söyleşi; “Ekoloji hareketinin yükü bir kat daha artacaktır. Tutarlılığımızın devam etmesi çok büyük öneme sahiptir”

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilere Bahadır Doğutürk ile devam ediyor; “Ekoloji hareketinin yükü bir kat daha artacaktır, bugüne kadar söylemlerimizde dikkat çektiğimiz konuların acı bir tecrübeyle insanlar tarafından anlaşılması bundan sonraki söylemlerimizde tutarlılığımızın devam etmesi bağlamında çok büyük bir öneme sahiptir. Yeşil /Ekoloji hareketinin sempatik tavrının artarak devam etmesi sağlanmalıdır. ‘İstemezükçü’ bir yaklaşımla her şeye karşı duran antipatik bir tavır içinde olunmamalıdır.”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız / 17 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir degerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Ekoloji hareketinin tarihi birikimini hukuk ve toplumsal muhalefet bakımından iki başlıkta değerlendirmek mümkün;

    Hukuken ele aldığımızda özellikle son 30 yılda önemli gelişmeler oldu. Açılmış davalarda bilirkişi keşifleri dahil olmak üzere mahkeme kararları ve çevre hukuku içtihatları ile birlikte bir Türkiye Ekoloji Hukuku oluşuyor.

    Toplumsal muhalefet tarafından bakarsak 80li yılların sonunda yurdun en büyük çevre eylemi Gencelli’de yapılmak istenen kömürlü termik santrale karşı 6 Mayıs 1990 tarihinde Konak’tan Foça Gencelli’ye kadar 50 km’lik insan zinciri oluşturulmuş ve top yekün bir mücadele ile tehlike bertaraf edilip 1992 Danıştay iptal kararı ile taçlandırılmıştır.

    Diğer yandan Bergama altın madenine karşı 1991 yılında başlayan direniş çevre mücadelesi için dönüm noktalarından biri olmuştur.

    Son dönemlere gelindiğinde ise Gerze mücadelesi önemli bir kazanım olarak tarihe geçmiştir.

    Gezi direnişi ise önemli bir çevre hassasiyetinden kıvılcım almış, dünya tarihine geçen efsane direniş olmuştur.

    Koronovirüs salgini ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakimindan olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/oynar mı? Salgın hareketin güclenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulundugumuz koşullarin avantaj ve dezavantajları nelerdir?

    Dünyanın hemen hemen tamamına sirayet etmiş bu tür bir pandemi daha önce hiç yaşanmamış olduğu için sonuçları hakkında şimdiden bir analiz yapmak doğru olmayacaktır. Ekoloji hareketine olumlu bir şekilde yansıyacağı umudumu taşıyorum. Salgın daha önce ekolojistlerin, yaşam savunucularının dile getirdiği konularda ne kadar haklı olduklarının bir göstergesi olmuştur. Daha önce ekolojistlere bir grup çapulcu yaftası bile yapıştırılmaya çalışıldı, hoş bizler seve seve çapulcu olmayı da kabul ederek mücadelemize devam ettik ama genel bir küçümseme, hafife alma tavırları içinde olanlar bile konunun ne kadar önemli olduğunu böyle acı bir tecrübeyle aciz kalarak anladılar.

    Corona-19 pandemisi, dünya insanlık tarihine gezegenin sadece insanlara ait olmadığını ve büyük metropollerin, gökdelen tipi mimarinin, toplu merkezlerin, fütursuz sanayileşmenin, gereksiz ulaşımların,  fosil yakıtların ne denli sorunlara yol açtığını anlatan önemli bir ders olarak geçecektir.

    Dünyada büyük ekonomik yıkımlara neden olacak bu durum yeni bir sistem tartışmasına da yol açabilecektir.

    Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugun ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    Öncelik sıralaması gereksiz tartışmalara yol açabileceği düşüncesinden hareketle, hava, su, toprak, bitki örtüsü ve gürültü gibi konularda bazı tespitler yapmak mümkündür.

    Küresel ekolojik kriz genellikle gelişmekte olan ülkelere kirli sanayi transferi şeklinde yansımaktadır. Görece gelişmiş ülkeler özellikle Avrupa ülkeleri tehlikeli ve kirli endüstriden yavaş yavaş vazgeçerken bu tür ihtiyaçlarını bizim gibi dışa bağımlı ülkelere dayatarak durumdan sıyrılmaya çalışıyorlar. Özellikle Anadolu coğrafyası kirli enerji üssü olmaya adaydır.  

    • Enerji üretimi konusunda;

    Fosil yakıtla enerji üretimi daha kolay ulaşılabilmesi bakımından 1. Derecede tehlikeli sınıfındadır. (Özellikle kömür ve petrokok yakıtlar)

    Nükleer santraller sadece enerji üretmek değil her türlü atık ve kazalar neticesinde ortaya çıkabilecek tehlikeler bakımında önemli bir risk oluşturmaktadır.

    Yenilenebilir enerji üretim tesislerinin yanlış uygulamaları da önemli tehditler oluşturmaktadır.

    • Madencilik sektöründe doğayı hiçe sayan anlayışın ne kadar büyük tahribatlara yol açtığını yaşayarak görüyoruz.
    • Bütünleşik havza yaklaşımı ile çözüm üretilmeyen havza problemleri giderek geri dönüşü olmayan sıkıntılara sebep olmaktadır. (Çeşitli deltalar, nehirler, kimyasal atıklar)
    • Yeraltı sularının hoyratça kullanılması, tarım alanlarının çeşitli sebeplerle yok edilmesi
    • Denizlerimizdeki canlı popülasyonun giderek yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması, poseidon çayırlarının korunmaması, tehlikeli gemi söküm tesisleri.

    gibi daha pek çok konuda ciddi ekolojik sorunlar olarak karşımızda durmaktadır

    Ekoloji hareketinin bundan sonra nasil bir yönelimi olacaktır/olmalidir? Ne yapmaliyiz? Ne yapmamaliyiz.

    Ekoloji hareketinin yükü bir kat daha artacaktır, bugüne kadar söylemlerimizde dikkat çektiğimiz konuların acı bir tecrübeyle insanlar tarafından anlaşılması bundan sonraki söylemlerimizde tutarlılığımızın devam etmesi bağlamında çok büyük bir öneme haizdir. Enerjinin üretim ve tüketim olarak etkin kullanımı, iklim adaleti, hak ihlalleri v.b. gibi ortak bir politika ihtiyacı duyulan konularda kişisel ve kurumsal egolardan sıyrılarak yeni bir söylem dili geliştirilmelidir. Yeşil hareketin,  ekolojik hareketin sempatik tavrının artarak devam etmesi sağlanmalıdır. “İstemezükçü” bir yaklaşımla her şeye karşı duran antipatik bir tavır içinde olunmamalıdır.

    Kendinizi kisaca tanitabilir misiniz? Bugune kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    Çevresel kirlilik bakımından kritik eşiklerin aşıldığı endüstri merkezlerinden biri olan Aliağa sanayi(ölüm) bölgesinin yanı başında yaşam mücadelesi veren bir yaşam savunucusu olarak 2008 yılından beri bölgedeki tehlikelere dikkat çekmek için 2009 yılında oluşturduğumuz Foça Çevre ve Kültür platformu (FOÇEP)  çerçevesinde hukuki yollar dahil her türlü demokratik hakkımız kullanarak bir mücadele yürütüyoruz.

    EGEÇEP, FOÇA FORUM. FYKİ , İzmir’e Sahip Çık gibi oluşumlarla birlikte hareket ediyoruz.

    Eklemek istediginiz baska bir şey var mı?

    Sevgi ve dostlukla güzel günlerde görüşmek üzere

    Bahadır Doğutürk

    FOÇEP Kurucu Üyesi,  Foça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi

  • Hatun Esen ile söyleşi; “Anlatarak başaramadığımızı yaşayarak göstermek zorundayız”

    Hatun Esen ile söyleşi; “Anlatarak başaramadığımızı yaşayarak göstermek zorundayız”

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilerimiz Hatun Esen ile devam ediyor; “Korona virüs insanlara doğayı hatırlatarak onları ekolojik yaşamı kurma yoluna soktuğunu düşünüyor bunun devam edecegini umut ediyorum. Ekolojik yaşamı kurmak için yapabileceğimiz şey şudur; anlatarak başaramadığımızı yaşayarak göstermek”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız / 17 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Yaşadığımız kadim coğrafya da, 50-60 yıl önce halkın büyük bir bölümünün okur yazarlığı olmamasına rağmen, adalet terazisini hep dengede tutmaya çalışmışlardır. Bu insanlar doğadaki bütün canlıların yaşamı için hep mücadele etmiş ve çocuklarına bunu aşılamıştır. Bütün yaşamları kutsal görmüş; doğadaki kadin, çocuk ve ekoloji hepsi uyum içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Doğadaki tüm canlılara saygı duymuş; ağaç kesmek, suya tükürmek, ateşi su ile söndürmenin yaşamın döngüsü ile birlikte yaşamın kurallarına da aykırı bulmuşlardır. Büyük şehirlere göç edip, beton yığınlarıyla tanıştığımız ana kadar bir yeşil/ekoloji hareketinden söz etmek çok zor. Geçmişten günümüze kadar cereyan eden doğa katliamı, yaşam alanlarımızın yok olması, kentsel dönüşüm, nükleer ve termik santraller, hes, res, maden ve taş ocaklarına karşı zaman zaman bir araya gelen çevreci gruplar günün koşullarına uygun mücadele vermişlerdir. Lakin mücadeleyi birlikte büyütüp yol katetmek yerine, küçük gruplara ayrılarak yollarına devam etmişlerdir. Ortak mücadelede hem fikir olunup bir araya gelmek mümkün olsada adımlar atıldığında küçük ayrıntılar sorun yapılınca kollektif yapılar darmadağın olunuyor. Yok olan yaşam alanlarımız ve doğal kaynaklarımız için birlikte yürümeyi bir türlü beceremedik.

    Koronovirüs salgını ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakımından olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/ oynar mı? Salgının hareketin güçlenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulundugumuz koşulların avantaj ve dezavantajlari nelerdir?

    Neler olabileceğini kestirmek için henüz erken olsa da, koronavirüsün küresel salgını ekoloji hareketinin gelişiminde bir rol oynayacağını düşünüyorum. Salgında yaşanan hastalık ve ölümlerin arkasında gelişmiş ülkelerin çıkar ve rant uğruna doğamızı kurban eden politikaları bulunduğunun farkına varılması gerekiyor. İnsan eli tarafından yapay olarak mı yoksa doğanın savunma gücü tarafından mı ortaya çıkarıldığını henüz bilmesek de koronavirüs biz ekolojistlerin yapamadığını yaptı. Ekolojik yaşam için yapabileceğimiz şey; anlatarak başaramadığımızı, yaşayarak göstermek.
    Salgınında halkımız can derdinde evlere kapanırken doğanın katilleri, yağmacıları iş başındaydı. Kanal İstanbul ihalesi, Salda Gölü’nün iş makinalarıyla tahrip edilmesi, Kaz Dağları direnişçilerin tahliye kararı örneklerinde olduğu gibi doğa tahribatı alabildiğine devam ederken bizler sosyal medyadan metinler paylaşarak vicdanlarımızı rahatlatmaktan başka bir şey yapamıyoruz ne yazık ki. Toplumda var olan baskı ve korku gün geçtikçe artıyor. Yaşanan ekolojik yıkıma karşı koyabilmek için mücadelelerimizi ortaklaştırmamız gerekiyor.

    Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    Küresel ekolojik krizin etkilerine halk olarak fazlasıyla maruz kalıyoruz. Çünkü yıllardır gözleri kar hırsından başka hiçbir şey görmeyen sermaye sahipleri, bütün doğal güzelliklerimizi ve yaşam kaynaklarımızı tarumar ettiler. Bugün ülkemizin en önemli sorunlarının başında akarsularımız gelir. Akan her dereye kurulan HES’lerden kaynaklı içme sularımız giderek azalmaktadır. Bitki örtüsünün yok oluşu ve beton yığınlarının çoğalması ile hava kirliliği artmaktadır. İsrail tohum yasasının iptal edilmesi, zehirlenen topraklarımızda acil çözümlerin üretilmesi, yerli tohumların üretimine gereken önemin verilmesi gerekmektedir. Bu başarılamazsa kıtlığın kaçınılmaz olacağını düşünüyorum. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri üretmeden tüketmek.

    Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

    Ekoloji hareketinin bundan sonra izleyeceği yol çok önemli. Böylesi bir hareketin bütünlüğünün olmayışı hepimizin eksikliğidir. Aslında doğaya ne kadar muhtaç olduğumuzu halkımıza gösterebilmemiz gerekiyor. Halk arasında ekolojik yaşamın önemi kavranırsa, insanlar gökdelenlerin çözüm olmadığının, doğayla iç içe yaşamanın ne kadar değerli olduğunun bilincine varabilir. Ekolojik yaşam için yapabileceğimiz şey; anlatarak başaramadığımızı, yaşayarak göstermek. Geleceğimizin temsilcileri olan çocuklarımıza, ekolojik yaşamın gereklerini öğretmemiz ve aşılamamız gerekiyor. Hatta okullarda ders olarak uygulamalı bir şekilde verilmelidir. Doğaya olan gereksinimimiz gelişen teknoloji dünyası ile artacaktır. Önce biz doğa aktivistleri; farkındalık yaratmak adına yaşamakta olduğumuz alanlarda toprağın dengesini bozmadan üretime geçip, yaşam alanlarımızı binalardan toprağa taşımalıyız. Özellikle bu zor süreçte yaşam alanlarımızın ve doğal kaynaklarımızın geriye dönüşü olmayan tahribatlara karşı, biz ekolojistlerin hep birlikte bu mücadelenin öznesi olmamız gerekir. Ülkemizin dört bir yanında yerelde verilen lokal mücadeleleri bir bütünlük içerisinde genel direnişlere çevirmemiz gereklidir.

    Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    2003 yılından beri Munzur Çevre Derneği’nin bir üyesiyim. Başlangıçta yerelde olmak üzere ülkemizin 81 ilinde ve dünyada yaşanan tüm doğa katliamlarına, nükleer santrallere, ranta, talana , yıkıma ve savaşa karşı sesimizi yükselttik. Bundan sonra acilen tüm ekoloji gruplarıyla, doğamızı ve yaşam alanlarımızı korumak için ufak ayrıntılara takılmadan ortak hedeflerimiz için birlikte yol yürümek ve mücadele etmek zorunlu bir hal almıştır. Doğamızı korumazsak, sahip çıkmazsak gelecekte daha büyük felaketlerle karşılacağız.

  • Dr. Haluk Özçelik ile söyleşi; “Yeryüzündeki Tüm Yeşil ve Ekoloji Hareketleri İvme Kazanacak!”

    Dr. Haluk Özçelik ile söyleşi; “Yeryüzündeki Tüm Yeşil ve Ekoloji Hareketleri İvme Kazanacak!”


    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilerine Kanada ve Türkiye’de yaşayan aktivist Dr. Haluk Özçelik ile devam ediyor; “Endişenin temel nedeni, kontrol edilemeyen bir sürecin insan yaşamını doğrudan tehdit etmeye devam etme olasılığıdır. Bu salgın, doğal yaşam alanlarının yok olmasının ve vahşi hayvan ticaretinin de bir sonucu olduğuna göre ekolojinin temel ilgi odaklarından biridir. Sivil toplumun hayatta kalmak için ekolojik dengenin yeniden kurulması talebi, yeryüzündeki tüm yeşil ve ekoloji hareketlerine ivme kazandıracaktır”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız / 14 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Türkiye’de yeşil/ekoloji hareketi bilinçli ve aydın kesimlerin kendilerini ve yeryüzünü doğru kavrama yetilerine bağlı olarak filizlendi. 1980’lerde partileşme girişimleri meyvelerini verdi, ancak hızlı kitleselleşme çabuk bir biçimde bölünmelere teslim oldu. Ekoloji düşüncesinin hayat bulmasının da bu gelişmelere koşut bir çizgi izlediğini düşünüyorum. Elbette o günleri yaşamış arkadaşlarımız, bizzat eylemlilik ve etkinliklerin içinde yer aldıklarından tarihsel birikimin niteliklerini yorumlama hakkına sahiptir. Ben yeşil harekete çok sonradan katıldım.

    Birleşik Yeşil Hareket Toplantısı’ndan / 2020

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Salgın, bilimsel varsayımlara uygun bir çizgi izliyor ve yakında yavaşladığını izleyeceğiz, ancak arkasında bırakacağı korku ve endişe büyük boyutlarda olacak gibi duruyor. Endişenin temel nedeni, kontrol edilemeyen bir sürecin insan yaşamını doğrudan tehdit etmeye devam etme olasılığıdır. Bu salgın, doğal yaşam alanlarının yok olmasının ve vahşi hayvan ticaretinin de bir sonucu olduğuna göre ekolojinin temel ilgi odaklarından biridir. Sivil toplumun hayatta kalmak için ekolojik dengenin yeniden kurulması talebi, yeryüzündeki tüm yeşil ve ekoloji hareketlerine ivme kazandıracaktır.

    Salgın, toplumun maddi ve insan gücü katkılarının yeşil ve ekoloji hareketlerine yöneleceği bir ortamı kaçınılmaz olarak yaratıyor. Avantajlarımızın bilinirliğin hızla arttırılması ve örgütlenme olanaklarının tabana yayılması olduğunu düşünüyorum. Bu sürece zarar verebilecek olgu ise korku ikliminin dağılmaması halinde bireylerin iletişimsizlik ve kendi kabuguna çekilme gibi psikolojik sorunlarla karşi karşıya kalması olabilir.

    Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    Neoliberal duzenin en sadık hizmetkarlarından biri olan ülkemiz, çevre sorunlarına ilgisizligin ötesinde inkar etme, doğal kaynakların talan edilmesi ve ekosistemlere saldırı kategorilerinde en ön sıralarda yer almaktadır. Doğal yeşil alanların, meraların, tarım alanlarının, akarsularımızın acımasızca yok edilmesi başta olmak üzere, mega projelerin verdiği çok yönlü zararlar ile denetimsiz endustrinin yarattığı hava, su ve toprak kirliliği ilk aklıma gelen ekoloji sorunlarıdır.

    Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

    Ekoloji hareketi, insanlarımızın yaşanılası bir dünya taleplerini doğru kanallara yönlendirme ve somut kazanımların hangi yöntemlerle elde edilebilecegi konularında temel katkıları sunmak ve sureci yönetmek üzere yeniden konumlanmalıdır, bu konuda tüm aktivist arkadaşlar özveri ile üzerimize düşen yükümlülükleri samimiyetle kararlaştırmalı ve bunları yerine getirmek üzere gayret gostermeliyiz. Korona sonrası dunya farklı olacaktır, burada yerimizi almak için kişisel hırslara ve tüketim eğilimlerimize yenik düşmemeliyiz. Kemikleşmiş algıları, en başta da tüketerek var olma paradigmasını yıkmak zorundayız. Salgın nedeniyle sürmekte olan kısıtlama ve önlemler bir süre sonra iyice azalacak. İşte bu aşamada topluma gerçekleri anlatmak görev olarak önümüzde duruyor. Sabırla, kararlı bir şekilde canlı tutulacak iletişim kanalları kullanarak başarabiliriz.

    Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    Ben, Haluk Ozcelik, Halk Sağlığı hekimiyim. İşyeri Hekimi olarak mesleğimi sürdürüyorum. Turkiye’de Birleşik Yeşil Hareket, Kanada’ da Project Save the World grubu içerisinde yer alıyorum. Küresel İklim Değişikligi ve Norobilim alanlarında okumaya ve yazmaya calışıyorum.

    Kapak fotoğrafı hakkında bir not: “Trakya da ailemize ait bir tarlada yabancı bir şirketin doğal gaz araması sırasında ağaçlara ve bitki örtüsüne verdiği zararları saptamak için çekilmiş bir fotograftır” (H.Özçelik)

  • Eren Akyol ile söyleşi: “Bölge ayrımı yapılmaksızın bu coğrafyanın ranta açılan her karış toprağı birlikte savunulmalı”

    Eren Akyol ile söyleşi: “Bölge ayrımı yapılmaksızın bu coğrafyanın ranta açılan her karış toprağı birlikte savunulmalı”


    Yesil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilere Perisuyu’ndan aktivist Eren Akyol ile devam ediyor; “Gıda ve su başta olmak üzere yaşamın idamesi için zorunlu varlıkları kendi birikim rejimine sokmak için sermaye; savaşlar, siyasi hak gaspları ve antidemokratik uygulamalara başvurmaktadır. Ekoloji mücadelesiyle tüm radikal ve anti-kapitalist hareketlerin ortak mücadele yürütmenin zemini yaratılmalı. Özelikle yerel, bölgesel ve küresel ölçekte ağlar geliştirmeli ve her türden milliyetçiliğe karşı konularak bölge ayrımı yapılmaksızın bu coğrafyanın ranta açılan her karış toprağı birlikte savunulmalı”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız / 13 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    Her düşünce akımı, kendi temellerini yazılı tarihin derinliklerinde arar. Düşünce tarihi boyunca doğa insan ilişkisi hakkında söylenmiş sözler, özellikle de doğanın aşırı kullanımı, tüketilmesi ve yıkıma uğratılması konularında yapılan her yorum (örneğin Platon’un Attica’daki toprak erozyonundan veya ormanların yok olmasından yakındığı meşhur satırları), içinde yeşil düşüncenin nüvelerini taşıyor gibi görünebilir. Üstelik ekolojik krizin tarihi de Mezopotamya’daki ilk uygarlıkların iklim istikrarsızlıkları, kuraklık ve toprağın yanlış kullanımı nedeniyle çökmesi örneğinde olduğu gibi çok eski çağlara dek geri götürülebilir. Ama bunların hiçbiri bugün kullandığımız anlamıyla ekoloji mücadelelerinin ve yeşil düşüncenin tarih boyunca var olduğunu göstermez. Yirminci yüzyıldaki iki dünya savaşı sonrasında dünya, hem yarattığı sosyal ve kültürel iklimle, hem de hızlanan endüstriyel büyümenin çığırından çıkardığı çevre kirliliği, ekolojik yıkım ve kaynak sorunuyla, ekoloji mücadelelerinin gerçek anlamda toplumsallaşmasına yol açmıştır. Sessiz Bahar’a giden yolda İkinci Dünya Savaşı’nda kimyasal silah olarak geliştirilen DDT gibi klorlu organik bileşiklerin mucizevi böcek öldürücüler olarak ekonomik gerekçelerle son derece yaygın kullanılması rol oynar. Hem insan sağlığına, hem de diğer canlıların varoluşuna kasteden sayısız kimyasal madde, 19. yüzyıldan beri ciddi bir sorun olan hava kirliliğinin yanına, su ve toprak kirliliğinin çözülmesi güç bir hale gelmesini de eklemiştir. Buna 60’ların sonuna doğru iyice hızlanan büyümenin, petrol bağımlılığının artmasının sonucu olarak belirginleşen kaynak sorununun ve hızlı nüfus artışının eklenmesi, insanlığı nasıl bir gelecek beklediği sorusunun daha yüksek sesle sorulmasına yol açmıştır. Dolayısıyla çevre ve ekoloji hareketleriyle yeşil politika, sanıldığı gibi farklı tarihsel gelişim çizgilerinin ürünü değildirler. Daha çok aynı tarihsel sürecin giderek ayrıştırdığı iki ayrı mücadele rotası oldukları söylenebilir. Yeşil düşüncenin ve ekoloji hareketlerinin temellerini modern dönem boyunca yaşanan toplumsal mücadelelerden ayırmak mümkün değildir.


    Koronovirüs salgını ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakımından olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/ oynar mı? Salgının hareketin güçlenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulundugumuz koşulların avantaj ve dezavantajlari nelerdir?

    Koronavirüs insanlığa yaşattıklarıyla bu kısa zamanda bütün dünyada insanların hayatlarının değişmesine neden oldu. Hastalıkla ilgili endişeler, gelecekte ne olacağı konusundaki belirsizlikler sürerken, milyonlarca insan, yaşamında zorunlu bir sadeleşmeye gitmek zorunda kaldı. Bunun sonucunda küresel ölçekte yeni dönüşümleri kaçınılmaz kılıyor. Üretim ve tüketim yöntemleriyle birlikte, eğitimden sağlığa pek çok alanda dönüşümlerin zorunlu yaşanmasına neden olmakta. Bu yaşananlar gösteriyor ki vahşi kapitalizmin doğası gereği daha çok tüketerek, daha çok kar elde ederken bir o kadar milyonları da yoksulluğa mahkum etmektedir. Kapitalist sistemin yaratmış olduğu bütün bu tahribatların toplumun bütün katmanlarınca sorgulanması ve bu sorunların ortaklaştırılarak sahiplenmesi açısından önemli fırsatı görünür kılınması açısından ekolojik mücadele yürütenlerin önüne koymuştur.İnsanlık bu salgını elbette aşacak, ama insanlığı bekleyen daha ciddi sorunlar karşımızda duruyor. Kapitalizmin aşırı kar hırslarının sonucunda daralmaya gitmesinin faturasını emeği ile çalışan yoksullara kesecektir. Kısa süreçte yaşadığımız bu kriz döneminde milyonlara varan bir işsizler ordusu yavaş yavaş evlerinde aileleriyle bölüştüğü ekmeği artık neden götüremediği sorusunu sesli sesli sorması gerekmekte. Diğer yandan da doğaya hükmeden vahşi kapitalizmin yaratığı sorunlardan olan İklim krizi, çevre kirliliği ve doğal varlıklara yönelik tahribatlar önünde, toplum katmanlarının örgütlenerek, tüketimlerini azaltmaya ve yaşamlarını sadeleştirmeleri yönünde dönüşümünü hayata geçirmek zorunda. Aksi halde mevcut sistem doğası gereği politikalarını uygulamaktan vazgeçmeyecektir.

    Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    Türkiye gibi her yönüyle dışa bağımlı olan ülkelerde bunun yansıması hayatın her alanında dahada katmerleştirilerek hayata geçirilmeye çalışılıyor. Keza sistemin tıkandığı bu gibi durumlarda emekçilerin, köylülerin ve toplumun diğer kesimlerin kazanılmış haklarını ellerinden alma ve yeni reçeteleri uygulatmaktan geri kalınmıyor. Bundan ötürü ekolojik kriz değilde bu sistem krizinin, bir sınıf bilinciyle analizini yapıp, örgütlü bir işçi sınıfı mücadelesinin, doğaya hükmeden bu kapitalist sistemin yaratmış olduğu tahribatların önüne geçilmesiyle aşılabilmeli. Bugün virüsün insanları evlerine mahkumm ettiği bir süreçte, ekonomik kriz hiçe sayılarak kanal İstanbul rant projesinin ihalesinin yapılması bütün gerçekliği görmemiz için bir vesile. Bu sistemde yaşam alanlarımıza yönelik her proje kendi öznelliğinde öncelikli. Çünkü her birini doğaya hükmetmek adına ranta yönelik projeler olarak görüyorum. Karadeniz’de derede yapılan HES, Dersim’de güvenlik amacıyla yapılan HES-maden arama, Ege’de yapılan Jeotermal ve rüzgar, Trakya’daki kayagazı, Marmara’daki Termik ve Mersindeki Nükler sistemin karları uğruna hiç tereddüt etmeden hayata geçirdiği projelerdir.

    Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

    Türkiye’de özellikle son on ve on iki yılda mevcut hükümetin süregelen neoliberal politikaları sonucunda, doğanın talan edilmesinde bana göre dünyada ilk beş ülkelerden biriyiz. Bu fotoğrafın karşısında, yaşam alanlarımızın talan edilmesi farklı yerellerde, farklı mücadelelerle direnişler gösterildi ve gösteriliyor. Dünyanın farklı ülkelerinde de buna benzer direniş yöntemleri gösterilmekte. Sermaye cephesinde ise, dünyada doğaya hükmeden neoliberal sistemdeki karar vericilerin sadece ülkelerinin isimleri farklı ama politikaları aynı. Neoliberal politikaların ekoloji krizini derinleştirdiği, kapitalizmin derinleşen krizine karşı büyük bir mücadele ağının gelişmesi, buna karşı topyekun bir mücadelenin örgütlenmesi gerektiği önümüzde duran bir görev. Bütün bunların sonucunda yaşamı yaratan, ona yön veren emekçilerin mücadelesi ile ekoloji mücadele yürütenlerin mücadeleleri ortaklaştırılarak zemini yaratılmalıdır.

    Eklemek istediginiz başka bir şey var mı?

    Sistem ömrünü uzatmak için, medyasıyla, üniversitesiyle, muhalefetiyle hergün ekonomik büyüme propagandası ile ekolojik yıkım dayatılmaktadır. Toplumun sürüklendiği tüketim sarmalı, halkın gönencini azaltmakta ve yaşamı yok etmektedir. Gıda ve su başta olmak üzere yaşamın idamesi için zorunlu varlıkları kendi birikim rejimine sokmak için sermaye; savaşlar, siyasi hak gaspları ve antidemokratik uygulamalara başvurmaktadır. Ekoloji mücadelesiyle tüm radikal ve antikapitalist hareketlerin ortak mücadele yürütmenin zemini yaratılmalı. Özelikle yerel, bölgesel ve küresel ölçekte ağlar geliştirmeli ve her türden milliyetçiliğe karşı konularak bölge ayrımı yapılmaksızın bu coğrafyanın her ranta açılan her karış toprağı birlikte sahiplenilmeli. Tarihte hiç bir kazanım kendiliğinden verilmemiştir. İnsanlık büyük bedeller vererek bu kazanımları almışlardır. Ekolojik mücadelede’de bu böyledir.

    Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    Sosyal çevremden dolayı çocukluğumdan itibaren politik bir süreçte büyüdüm. Haliyle bu da mücadele yönünde belirleyici oluyor. İlkokulu Elazığ/Karakoçan/Akkuş Köyünde bitirdikten sonra okul için istanbul’a geldim. Tabii herkesin kendine göre cennet olarak gördüğü memleketiyle bende hiçbir zaman bağımı koparmadım. Adeta bu son on yılın neredeyse yarısı bölgemizde yaşam alanlarımıza karşı verilen çok yönlü rant projelerine karşı mücadeleyle geçti. Dersim Peri Vadisi’nde Limak tarafından inşa edilen Pembelik Barajına karşı 2011 yılında kurduğumuz Peri Suyu Koruma Platformu (KAR-DEF) aracılığıyla ekoloji mücadelesini başlattık. Bugünde bölgemizde taş ocakları-maden-hes-jeotermal projelerine karşı mücadeleyi canlı tutmaya çabalıyoruz. Şu anda Karakoçan Dernekleri Federasyonunda Sekreter olarak görev yapıyorum.

  • Atra ile söyleşi; “Bu acımasız sistem yıkılmadığı sürece mücadelede sonuç olmayacaktır!”

    Atra ile söyleşi; “Bu acımasız sistem yıkılmadığı sürece mücadelede sonuç olmayacaktır!”


    Yesil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşimiz aktivist Atra Aktu İyican ile devam ediyor; “Ekoloji hareketinin bugüne kadar ki süreçte başarılı olduğunu düşünmüyorum.  Mücadelenin, kapitalizme karşı mücadele ile birleşmediği sürece bir sonuç alacağını da düşünmüyorum. Başarı ancak kapitalizme karşı birleşik mücadele vermekle gelecektir”

    Söyleşi: İsmail Akyıldız / 13 Mayıs 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

    1- Yeşil/Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

    2- Koronovirüs salgını ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakımından olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/ oynar mı? Salgının hareketin güçlenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulundugumuz koşulların avantaj ve dezavantajlari nelerdir?

    3- Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

    4- Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

    5- Eklemek istediginiz başka bir şey var mı?

    6- Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

    Sorularımıza Dr. Atra Aktu İyican toplu olarak yanıt vermeyi tercih ediyor:

    Bugünün kapitalist toplumu, sermayenin küreselleşmesiyle birlikte doğaya karşı küresel saldırı ve yıkım en üst boyuta ulaşmıştır. Kapitalist sömürü sistemi doğayı talan etmeye, yeraltı ve yer üstü kaynaklarını pervasızca yok etmeye başlamış, aynı zamanda toplumun işçi ve emekçi kesimini azgınca bir sömürüye tabi tutarak doğayı da eşit oranda yok etmektedir. 

    Ekoloji hareketinin bugüne kadar ki süreçte başarılı olduğunu düşünmüyorum.  Mücadelenin, kapitalizme karşı mücadele ile birleşmediği sürece bir sonuç alacağını da düşünmüyorum. Başarı ancak kapitalizme karşı birleşik mücadele vermekle gelecektir. Çünkü küresel sermaye dünyanın her yerinde doğayı ve doğal yaşam alanlarını yok etmekte, kapitalist sistem doğadaki tüm canlıların yaşam alanlarını tehdit etmektedir. Nükleer santraller, Termik santraller, HES, JES, çimento fabrikaları, taş ocakları, madenler betonlaşma vs.. saymakla  bitmiyor.

    Gelinen noktada doğanın yok edilmesi insanın da yok edilmesi anlamına geliyor. Kapitalizmin doğaya saldırısı insana saldırısıdır aynı zamanda. Doğadaki canlıların yaşam alanlarının yok edilmesinden kaynaklı ekolojik dengenin bozulmasıyla koronavirüs salgınının oluşması bende insanın doğa karşısında ne kadar zayıf ve aciz olduğu izlenimi oluştu. Ve yine gördük ki bu pandemi koşullarını bile fırsata dönüştüren, kendi çıkarına kullanan kapitalist sistem, doğaya ve insana karşı saldırısını sürdürüyor. Ve yine gördük ki, sermaye sahipleri steril ortamlarında koltuklarında oturuyor işçiler çalışıyor.

    Bu acımasız sistem yıkılmadığı sürece mücadelede sonuç olmayacaktır. Kapitalizm tasfiye edilmeden ne salgın hastalıklar, ne savaşlar, ne ekonomik krizler ne doğa katliamları bitecektir. Mücadelemiz sürecek doğaya zaferimizi müjdeleyene kadar. 

    1990 yılından bu yana aktivist olarak Mersin nükleer karşıtı mücadelenin ve 2013 yılında kurulan Akdeniz İsyandadır Platformu içinde yer aldım.


  • Prof. Dr. Fuat Ercan ile söyleşi: Kovid-19 Salgını Yeşil/Ekoloji ile Anti-Kapitalist Düşünce ve Eylemlilikler Arasındaki Açının Kapanmasını Sağlamıştır

    Prof. Dr. Fuat Ercan ile söyleşi: Kovid-19 Salgını Yeşil/Ekoloji ile Anti-Kapitalist Düşünce ve Eylemlilikler Arasındaki Açının Kapanmasını Sağlamıştır

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşilerine devam ediyor. Aktivist/akedemisyen Prof. Dr. Fuat Ercan ile konuştuk: “Bir anda hızlanan tahribat süreci bu süreci işaret eden Yeşiller/Ekolojistler ile Anti-Kapitalistleri ve daha da önemlisi eko-feministleri, tahribatla yüzleşen insanlarla bir araya gelmelerini hızlandırdı. Bu aşamada belki birikimin bir sonraki adımı, umut edilecek adımı hiyerarşik bir içerme/içerilmeye karşı yıkım sürecinden farklı ölçülerde etkilenen insan/toplulukların aynı platformda buluşmaları olacaktır. Platform yatay ve dikey çapraz dayanışma ağlarının eş zamanlı esnek, konjonktürel bir araya gelişlerin önünü açacaktır.”

    (daha&helliip;)
  • Arhavi direnişcileri Nazlı Demet ve Akif ile söyleşi; “Ekoloji hareketi Gezi ve sonrasında ayakları üzerine oturmuştur!”

    Arhavi direnişcileri Nazlı Demet ve Akif ile söyleşi; “Ekoloji hareketi Gezi ve sonrasında ayakları üzerine oturmuştur!”

    “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşiler serisi devam ediyor. Bu defa Gezi ruhuyla dolu genç Arhavili direnişçiler söz aldı, Nazlı Demet Uyanık ve Akif Uyanık; “Türkiye’deki ekoloji hareketi, kısa geçmişine rağmen ülkenin pek çok yerindeki güçlü mücadelelerle kendini göstermiş, özellikle Gezi ve sonrasında ayakları üzerine oturmuştur.”

    (daha&helliip;)
  • Dr. Gaye Yılmaz ile söyleşi: Ekoloji Sorunlarının Asli Nedeni; Kapitalist Toplumsal Yapı

    Dr. Gaye Yılmaz ile söyleşi: Ekoloji Sorunlarının Asli Nedeni; Kapitalist Toplumsal Yapı

    Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşiler serisi Dr. Gaye Yılmaz’ın katılımıyla devam ediyor; “Koronavirüs sürecinde tek başına ozon tabakasındaki deliğin kapandığına dair bilgi bile, ekoloji hareketlerinin on yıllardır toplumlara anlatmaya çalıştığı küresel ısınma, iklim değişikliği, buzulların erimesi ve diğer ekoloji sorunlarının asli nedeninin kapitalist toplumsal yapı olduğuna dair tezini doğrulamaya yetiyor.”

    (daha&helliip;)