Sunuş
Senoz Vadisi’nden Akbelen’e, Munzur’dan Ordu’nun Perşembe ve Turnalık Yaylası’na kadar ülkenin birçok bölgesinde benzer bir tablo ortaya çıktı. Köylerimiz, yaylalarımız giderek daha büyük bir baskı altına giriyor!
Bergama’dan bu yana, özellikle madencilik projeleriyle birlikte baskı daha önce görülmedik bir düzeye ulaştı. Topraklar, ormanlar, meralar, dereler ve yaylalar yatırım alanlarına dönüştürülürken, köyler de bu dönüşümün en ön cephesinde yer aldı.
Bugün Ordu’nun Turnalık Yaylasına’nda yaşananlar bu soruları daha da yakıcı hâle getiriyor. Kuşaklar boyunca ortak kullanılan yaylalar, meralar ve su kaynakları, hukuk çoğu zaman işletilmeden ya da hukukun sağladığı güvenceler etkisiz bırakılarak el değiştiriyor. Bir köyün yaşamını ayakta tutan bağlar hızla çözülüyor.
Bu süreç bizi uzun yıllardır köy üzerine yeniden düşünmeye yöneltiyor. Köyler neden bu kadar yoğun bir müdahalenin hedefi hâline geldi? Neden en kararlı direnişler buralarda doğuyor? İnsanlar hangi değerleri, hangi yaşam biçimini ve hangi hakları savunuyor?
Bu tablo karşısında haklarımızın ne olduğunu yeniden düşünmek gerekiyor. Toprak üzerindeki haklarımızı, müşterekleri, yerel toplulukların söz hakkını ve köyün tarihsel anlamını yeniden tartışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Elinizdeki metin bu arayışın ürünüdür.
Burada önerilen Köy Hakkı, geçmişe dönme çağrısı değildir. İnsanlığın en eski yaşam alanlarından biri olan köyün, bugünün ekolojik ve demokratik mücadeleleri içindeki yerini yeniden kurma çabasıdır.
Ekstraktivizm Çağında Neden Köy Hakkı?
İnsanlık tarihi çoğu zaman şehirlerin, devletlerin ve imparatorlukların tarihi olarak anlatılır. Tarihin merkezinde saraylar, ordular, hükümdarlar ve savaşlar vardır. Oysa insanlığın üretmeyi, birlikte yaşamayı ve yaşadığı yeri ortak emekle kurmayı öğrendiği ilk büyük mekân köydür.
Şehirler köylerin ürettiği gıdayla büyüdü. Devletler tarımsal üretimden doğan artı ürün üzerinde yükseldi. Piyasalar toprağı, emeği ve doğal varlıkları giderek kendi sınırlarına kattı. Köy, geride bırakılmış bir geçmiş değildir. İnsanlık tarihinin üzerinde yükseldiği kurucu zemindir.
Bugün bu zemin yeni bir tarihsel kırılmayla karşı karşıyadır. Madencilik, enerji, ulaşım, turizm ve büyük altyapı projeleri kırsal coğrafyayı hızla yeniden biçimlendiriyor. Dağlar maden rezervlerine, dereler enerji potansiyeline, ormanlar ekonomik getirilerine göre değerlendiriliyor. Yaşam alanları yatırım sahalarına dönüşüyor.
Son yıllarda ekstraktivizm kavramıyla açıklanan bu dönüşüm, tek tek projelerin toplamından daha büyük bir anlam taşıyor. Köy artık üretimin, belleğin ve ortak yaşamın kurulduğu bir yer olarak değil; üzerinde tasarrufta bulunulacak bir kaynak alanı olarak görülüyor.
Köy Hakkı düşüncesi bu tarihsel kırılmanın içinden doğuyor. Geçmişe dönmeyi değil, köy topluluklarının yaşadıkları yer, müşterekleri ve gelecekleri üzerinde yeniden söz sahibi olmasını savunuyor.
Köy İnsanlığın İlk Ortak Yaşam Alanıdır
Yaklaşık on iki bin yıl önce başlayan yerleşik yaşam, insanlık tarihinin yönünü değiştirdi. Tarım gelişti, hayvanlar evcilleştirildi, su ortak emekle yönetildi, ilk köyler ortaya çıktı.
Köyün kuruluşu evlerin yan yana gelmesinden ibaret değildi. Toprağın nasıl işleneceği, suyun nasıl paylaşılacağı, meraların ne zaman kullanılacağı, hangi tohumun hangi toprağa uygun olduğu kuşaklar boyunca öğrenildi. Yerel bilgi dediğimiz birikim böyle oluştu.
Bu nedenle köy, idari bir yerleşim değildir. Üretimin, dayanışmanın, müştereklerin ve doğayla kurulan ilişkinin birlikte biçimlendiği ilk büyük yaşam alanıdır.
Şehirlerin ve devletlerin yükselmesini sağlayan birikim de burada oluştu. Düzenli tarımsal üretim olmadan şehirler büyüyemez, devletler varlığını sürdüremezdi.
Şehir Köyden Sonra Gelir
Aristoteles aileden köye, köyden şehre uzanan bir gelişimden söz eder. İbn Haldun üretim ile devlet arasında güçlü bir bağ kurar. Lewis Mumford ise şehirlerin çevrelerindeki köyler ve tarım alanlarıyla birlikte geliştiğini gösterir.
Bu düşünürlerin ortaklaştığı nokta açıktır. Şehir boşlukta doğmamıştır. Onu mümkün kılan toplumsal ve ekolojik zemin köy olmuştur.
Bu ilişki köy ile şehri karşı karşıya getirmez. Şehir insanlığın önemli birikimlerinden biridir. Sorun, şehirlerin ve devletlerin zaman içinde köyü kendi ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirmesidir.
Modern dönemde tapu, kadastro, planlama ve piyasa ilişkileri köy coğrafyasını değiştirdi. Toprak, su, orman ve mera giderek ekonomik değer üzerinden tanımlanmaya başladı.
Müşterekler Köyün Yaşam Gücüdür
Köyü ayakta tutan evler değildir. Onu ayakta tutan müştereklerdir.
Meralar, yaylalar, ormanlar, dereler, çeşmeler, patikalar ve harman yerleri ortak yaşamın parçalarıdır. Bu alanlar ortak emekle korunur, ortak kurallarla kullanılır.
Elinor Ostrom’un çalışmaları yerel toplulukların ortak varlıkları uzun dönemler boyunca başarılı biçimde yönetebildiğini gösterdi. Müşterekler düzensizliğin değil, ortak sorumluluğun ürünüdür.
Köyün belleği de burada oluşur. Dayanışma burada öğrenilir. Kuşaklar arasındaki bilgi aktarımı burada gerçekleşir. Bir mera kapandığında hayvancılık geriler. Bir dere kuruduğunda suyla birlikte ortak yaşam da zayıflar. Bir orman yok edildiğinde yalnızca ağaçlar değil, bellek de kaybolur.
Ekstraktivizm Köyü Yaşam Alanından Kaynak Alanına Dönüştürüyor
Bugün köyler maden ruhsatları, enerji yatırımları, taş ocakları, barajlar, turizm projeleri ve büyük ulaşım yatırımlarıyla çevreleniyor.
Bu projelerin ortak özelliği yaşanan yeri ekonomik getirisi üzerinden tanımlamalarıdır.
Ekstraktivist anlayışta dağ maden rezervidir. Dere enerji kaynağıdır. Orman yatırım alanıdır. Böylece yer, saha hâline gelir.
Yer insanların hayat kurduğu coğrafyadır. Saha ise dışarıdan planlanan ve ekonomik amaçlarla düzenlenen alandır.
Bu dönüşüm köylüleri karar süreçlerinin dışına iter. Yaşadıkları yer hakkında söz söyleme imkânı giderek daralır.
Üstelik etkiler proje sınırlarıyla kalmaz. Su değiştiğinde tarım değişir. Orman değiştiğinde iklim değişir. Mera kaybolduğunda üretim biçimi değişir. Köy, birbirine bağlı bütün ilişkileriyle birlikte dönüşür.
Kent Hakkından Köy Hakkına
Henri Lefebvre’nin geliştirdiği Kent Hakkı düşüncesi, kentte yaşayanların yaşadıkları kent üzerinde söz sahibi olmasını savunur.
Bugün benzer bir soruyu köy için sormak gerekiyor.
Şehirde yaşayanların yaşadıkları kent üzerinde söz hakkı varsa, köyde yaşayanların toprağı, suyu, ormanı, müşterekleri ve gelecekleri üzerinde neden ortak bir hakkı bulunmasın?
Köy Hakkı, Kent Hakkı’nın tekrarı değildir. Kırsal yaşamın kendine özgü tarihini, üretim ilişkilerini ve doğayla kurduğu bağı esas alır.
Ortak ilkeleri ise aynıdır. Yaşanan yerin geleceği, o yerde yaşayanlar olmadan belirlenemez.
Kentlerin geleceği de köylerin geleceğinden ayrı düşünülemez. Şehirlerin suyu, gıdası ve temiz havası kırsaldan gelir. Köylerin zayıflaması kentleri de kırılgan hâle getirir.
Köy Hakkı Nedir?
Köy Hakkı, köy topluluklarının yaşadıkları yer, müşterekleri, üretim kültürleri, doğal varlıkları ve toplumsal bellekleri üzerinde ortak söz, karar ve gelecek kurma hakkıdır.
Bu hak mülkiyet hakkından daha geniştir. Tapuya sahip olmak yaşamı güvence altına almaya yetmez. Su kirlenmişse, mera kapanmışsa, orman yok edilmişse yaşamın kendisi tehdit altındadır.
Köy Hakkı toprağa, suya, tohuma, meraya ve ormana erişimi yaşamın temel koşulu olarak görür. Yerel bilgiyi, kültürü ve belleği yaşayan bir topluluğun parçası kabul eder.
Bu hak köy yaşamını kusursuz görmez. Köylerdeki eşitsizlikleri de görür. Daha adil, daha özgür ve daha ekolojik bir köy yaşamını savunur.
Yeni Bir Hak Düşüncesi
Bergama’dan İkizdere’ye, Cerattepe’den Akbelen’e, Perşembe Yaylası’na kadar uzanan mücadeleler tek tek projelere verilen tepkiler değildir. Ortak olan, köylerin kendi yaşam alanları üzerindeki söz ve karar hakkını savunmalarıdır.
Bugüne kadar farklı başlıklar altında biriken bu deneyimler artık ortak bir hak düşüncesi içinde yeniden okunabilir.
Köy Hakkı bu ortak zeminin adıdır.
Toprağı, suyu, müşterekleri, üretimi, belleği ve yerel yaşamı birlikte savunan yeni bir hak anlayışını ifade eder.
Köyü tarihin kenarında bırakmaz. Onu yeniden düşüncenin, hukukun ve siyasetin merkezine yerleştirir.
İnsanlığın geleceği, köyü geçmişin bir kalıntısı olarak görmekten değil, onu yaşamın kurucu mekânlarından biri olarak yeniden düşünmekten geçiyor.
NOT:
Kapak fotoğrafı Gencağa Karafazlı‘nın bugün yaptığı haberinden alınmıştır. Haberin başlığı ve linki aşağıdadır
Korgan’daki iş makineleri yayladan çıkarıldı
Link için burayı tıklayınız