Korona Günlerinde Tarım ve Gıda Politikalarını Yeniden Düşünmek

0

Kır ve kent arasındaki ilişkinin nasıl (yeniden) kurulacağı yanıtlanması gereken bir soru. Yeni köylülük, alternatif gıda inisiyatifleri, üretim ve tüketim kooperatifleri, gıda toplulukları, müşterekler ve yerel yönetimlerin çeşitli uygulamaları son dönemde daha önemli konular haline geldi. Gıda egemenliğinin temel prensiplerinden biri “yerel” olmaktır. Koronavirüsü de yerel gıda sistemlerinin ne kadar önemli olduğunu bize tekrardan gösterdi.

İzmir’den Kır Araştırmacıları*

İçinde yaşadığımız gıda sisteminin yarattığı kırılganlıklar haftalardır gündemimizi belirliyor. Açlık tehdidi, kıtlık ihtimalleri dile getiriliyor. Buna karşı kişisel önlemler alarak evde ekmek yapmayı öğrenenlerimiz, eve gelen siparişleri sirkeli suda bekletenlerimiz, eşe dosta tarifler danışanlarımız var. Kırdan, tarımdan, çoğumuza olduğu gibi kendi yemeklerimizi bile yapmaktan kopmuş yaşantılarımız, küresel-endüstriyel tarım-gıda sistemi tarafından kuşatılmış durumda.

Koronavirüsü salgının temel sebeplerinden biri mevcut endüstriyel tarım-gıda sistemi. Hakim konumdaki şirketler, enerji, maden ve benzeri projeler yoluyla tarımsal alanları gasp ediyor, gezegenin ekosistemine zarar veriyor. Talana uğrayan yeryüzü parçalarındaki işlevsel çeşitlilik ve karmaşıklıkta saklı olan düzen bozulduğunda ise buraların sakinleri olan patojenler insan yerleşmeleri ile irtibatlanarak, yerel çiftlik hayvanlarına ve insan topluluklarına yayılıyor (1). Küresel ve kırılgan gıda sistemlerimiz, böyle bir yayılmanın kolaylaştırıcısı ve sebebi haline geliyor.

Sağlık ve beslenmenin, bireylerin ve piyasanın inisiyatifine bırakılamayacak kamusal haklar olduğunu bu günlerde daha sık hatırlıyoruz. Herkesin yeterli, güvenli, ekonomik olarak karşılanabilir ve sağlıklı gıdalarla beslenebilmesi temel kamusal haklar olarak inşa edilmeli. Ayrıca, gıdayı üreten çiftçiler, işçiler ve diğer tüm emeği olanların hakkı yenilmeden ve sömürülmeden üretme hakkı tanınmalıdır. İyi, temiz, besleyici, sağlıklı ve adil bir üretimin sürekliliğini sağlamak için çiftçiyi/köylüyü ve kırsalı korumak elzem.

Bu gereklilikleri sağlayacak ilkeler ve politikalar bütünü olarak gıda egemenliği bu günlerde çeşitli mecralarda sıklıkla kullanılıyor. Bu durum sevindirici olmakla birlikte, farklı kesimlerin bu kavrama yüklediği anlam, kavramın içerdiği ilke ve politikalar bütününü bulanıklaştırıyor. Gıda krizinin derinleştiği korona virüsü döneminde, kavramsal bulanıklıkların sorunları çözmek yerine daha fazla sorun yaratacağı öngörülebilir. Geçmişte bunun benzer örneklerini yaşadık. Örneğin, tohumda sertifikalandırma süreçlerinin derinleştiği bir dönemde atalık tohum üretimi ve tohum takasları, köylü tarımı ile ilişkisinden koparılmış ve güncel siyasi çıkarlara alet edilerek sertifikalı tohumların dağıtımının yapıldığı, yerel tohumların gen bankalarına konmak üzere köylülerin elinden toplandığı “yerli tohum takas buluşmaları” sahneye konmuştu. Bunun sonucunda köylü tohumlarının korunmasından ve yaygınlaşmasından çok sertifikalandırma süreçlerinin derinleştiğine şahit olduk. Pandemi döneminde de benzer biçimde gıda egemenliği kavramının anlam ve içeriğinden bağımsız biçimde dillendirilmesi benzer süreçlerin yaşanacağı endişesini gündeme getiriyor.

Pandemi sonrası nasıl bir tarım ve gıda sistemi istediğimizi tartışırken gıda egemenliğine yapılan bazı atıfların kavramı “ulusal yeterlilik”, “yerlilik ve millilik” çerçevelerine sıkıştırdığını görüyoruz (2, 3). Güncel politik iklim ve pragmatik sebeplerle bu şekilde kullanımı, gıda egemenliğinin temel prensipleri olan yerel ve katılımcı gıda sistemleri ile uyuşmuyor. Pandemi sonrası tarım politikalarının eleştirel bir şekilde yeniden yapılandırılmasına gerçekten ihtiyacımız var ve gıda egemenliği, mevcut tarım ve gıda politikalarına eleştirel perspektiften yaklaşmaya çalışanlar için çok cezbedici. Ancak bugünlerde herkesin dilinde olan ve gıda egemenliğine ilişkin bahsettiğimiz bu bulanık bakış,, kavramın içeriğinden ve bağlamından oldukça kopuk, politik ilkeleriyle de çelişkili.

Gıda egemenliği ilk defa uluslararası çiftçi/köylü hareketi olan La Via Campesina tarafından ortaya konmuş, temel ilkeleri belirlenmiş ve yine bu örgüt tarafından BM’nin ve FAO’nun gündemine alınması sağlanmış bir kavram. Köylülerin, kırdaki üretimde emek koyan tüm insanların ve tüketicilerin piyasalara tabi olmaktan çıkmasını; üretime, tüketime ve bunlara ilişkin politikaların belirlenmesine demokratik şekilde müdahil olmasını savunuyor. Doğa bir kaynak olarak değil, müşterek olarak tanımlanarak doğa ile dost, agro-ekolojik üretim sistemleri önceleniyor. Topraksızların topraklandırılmasını, kadının tarımdaki görünmez emeğinin ve yerel örtük bilginin görünür kılınmasını, yerelde üretim ve tüketimin birlikteliğinin sağlanmasını önceliyor. Bu anlamda gıda egemenliği politik, anti-kapitalist, özgürlükçü ve radikal bir çerçeveye sahiptir. Gıda egemenliği mevzu bahis olduğunda, üretenlerin ürettikleri üzerinde haklarını tanıyan bir sistemden bahsedilmektedir. Gıda egemenliği kavramının bu bağlam ve çerçevenin dışında kullanılmasına karşı mücadele etmek, benzerlerini bildiğimiz kavramın içini boşaltma girişimlerini (4) önlemek ve bu sorunu görünür kılmak, gıda egemenliği yaklaşımını geniş kitlelere anlatabilme fırsatının kaçırılmaması bakımından önemli.

Kır için araştırma gündemleri

Türkiye’de gıda krizi derinleştikçe tarımsal yapıların ve gıda tedarik sistemlerinin problemleri de derinleşiyor. Ayrıca, krizin derinleşmesiyle birlikte gıda hakkına dair bilincin arttığı, yeni inisiyatiflerin geliştiği ve yerel politikaların oluştuğu söylenebilir. Bu çabalarla bağlantılı ve bütünleyici olacak şekilde, önümüzdeki dönemde sahici ve samimi birtakım kır araştırmaları başlıklarına odaklanmamız, gerçek sorunları görünür kılmamız ve eleştirel bakış açıları geliştirmemiz gerekmekte.

Kırsal Emeğin Organizasyonu

Krizle birlikte tarımsal emeğin nasıl organize edildiği konusu ortaya çıktı. Kırda ücretli işçilik/mevsimlik tarım işçiliği emek gücünün çok büyük bir kısmını oluşturmakta, kır emekçileri güvencesiz, sağlıksız ve emek sömürüsünün yoğun olduğu koşullarda hayatlarını sürdürmekte. Türkiye’de küçük çiftçiliğe dayanan kırsal nüfusun yaş ortalaması yüksek ve kırdan kente genç nüfus göçünün engellenmesi ve göçün tersine çevrilmesi gerekiyor. Bunun için gençlerin kırsalda yaşamaya, tarıma teşvik edilmesi ve kırsaldaki alternatif iş olanakları ile sosyal hayatın geliştirilmesi gerekli. Bugün tarımdaki başat konulardan biri olarak kırsal hayatın sağlanması ve sürdürülmesi için kırsal emeğin doğru ve hakça organizasyonu araştırılması ve acil çözümler üretilmesi gereken bir konu.

Kırsal Soylulaştırma

Tarım alanlarının mülkiyeti, “ilkel birikim” sürecinden beri kırsaldaki temel sorundur (5). Bir yanda topraksız çiftçi nüfusu, bir yanda kentli işsiz nüfusun tarıma yönelmek isteyen kısımları, diğer yanda ise kırsala göçen orta sınıf kentli nüfus ve bunun sonucunda kırsal soylulaşma meselesi gündemdedir. Dolayısıyla, bu çok katmanlı sorunsalı eleştirel gözle ele almak ve kamusal çözümler üretmek gerekiyor.

Monokültür üretim ve alternatifler

Monokültür yapıdaki tarımsal üretimin, gerek iklim değişikliği gerekse Korona virüsü gibi süreçlerde kırılganlığını arttırdığını görüyoruz. Monokültür, başlı başına ciddi bir sorun olmakla birlikte, bu tür süreçlerde çiftçilerin karşılaştığı sorunların da benzersiz olduğu söylenebilir. Bugün, monokültür endüstriyel tarımın sorunları ve bu sorunları çözmek için geliştirilen arayışlar, önemli bir araştırma konusu haline gelmiş durumda.

Alternatif Gıda İnisiyatifleri

Kır ve kent arasındaki ilişkinin nasıl (yeniden) kurulacağı yanıtlanması gereken bir soru. Yeni köylülük, alternatif gıda inisiyatifleri, üretim ve tüketim kooperatifleri, gıda toplulukları, müşterekler ve yerel yönetimlerin çeşitli uygulamaları son dönemde daha önemli konular haline geldi. Gıda egemenliğinin temel prensiplerinden biri ‘yerel’ olmaktır. Korona virüsü de yerel gıda sistemlerinin ne kadar önemli olduğunu bize tekrardan gösterdi. Bu alternatiflerin gıda egemenliğini nasıl güçlendireceği ve hangi yöntemlerle ölçek atlayarak kamusal politika haline geleceği başlıca konular. Bugün, yerelde örgütlenen ve çok farklı türleri olan alternatif gıda inisiyatiflerinin güçlü ve sahici bir alternatif olabilmesi için neler yapılabileceği tartışılmayı bekleyen konular.

Kaynaklar:

1- https://sendika63.org/2020/03/rob-wallacela-soylesi-kapitalist-tarim-ve-covid-19-olumcul-bir-kombinasyon-yaak-pabst-580114/

2- https://www.birgun.net/haber/gida-egemenligi-ve-gida-guvenligi-devredilemez-292348

3- https://www.tocbirsen.org.tr/haber/detay/2947

4- Küresel piyasaları elinde bulunduran endüstriyel tarım şirketleri kamuoyundaki kötü imajlarını temizlemek için gıda egemenliğinin temel bileşenlerinden birisi olan agro-ekoloji kavramını kullanmaya başlamıştır.

5- Marx, K. (1867) Kapital 1. Cilt, Sol Yayınları

*İzmir’den kır araştırmacıları Dalya Hazar, Emel Karakaya Ayalp, Ekrem Ayalp, Esin Candan, Fatih Özden, Mesut Yüce Yıldız, Umut Kocagöz ve Zerrin Çelik

Kaynak: Gazete Duvar

Paylaş.

Yazar Hakkında

Bir Yorum Bırakın